Aşık Ozan

Aşık Ozan
@Mukann
Çevrim içi notlar...

Aşık Ozan

, bir kitap okudu
Puan vermedi·504 syf.··
12 günde okudu
·
2022 4. kitabı
Stefan Zweig
8.9/10 · 2.683 okunma
Reklam
Başarmak Nedir?
Puan vermedi·120 syf.··
2022 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2022 23:59
Doğduğumuz andan beri yarışın içine sokuluyoruz. Erken konuşmamız, erken yürümemiz bekleniyor, akranlarımıza göre. Okula gidiyoruz büyük bir yarışın içine atılıyoruz. Hiçbir şeyden haberi olmayan küçük birer çocuk olarak birbirimizle rekabete zorlanıyoruz. Büyüdükçe rekabet ettiğimiz kişiler de çoğalıyor. Önce iyi bir lise için sonra iyi bir üniversite için yüz binlerce kişiyle mücadeleye ediyoruz. İyi bir işe girmek için yine bir mücadele. Bitiyor mu? Hayır! Yakışıklı, güzel, zengin vb. birini bulmak zorunluluğu hissediyoruz. Arabanın en yenisi evin en iyisi için çabalıyoruz. Sonra çocuklarımızı bizimle aynı kaderi yaşamaya zorluyoruz. Bunlardan birisini bile önemsemesek çevremiz tarafından ya dışlanıyor ya da dışlandığımızı hissediyoruz. Kendimizi sahip olduğumuz özelliklerle değil de sahip olduğumuz eşyalarla tanımlıyoruz. Bizi bu cenderenin içine hem toplum hem de ne yazık ki en yakın çevremiz, ailemiz atıyor. Sanki hayata geliş amacımız başarmak hep başarmak oluyor. Birbirimizi başarılarımıza(!) göre değerlendirir oluyoruz. Amerigo Vespucci’nin hikayesi bana biraz da bu ‘başarma’ oyununu sorgulattı. Zweig onun ne kadar güvenilir bir kişi olduğunu ortaya çıkarıyor. Her ne kadar Amerika’yı o keşfetmese de yeni dünya onun adıyla anılıyor. Peki bu başarısı nereden kaynaklanıyor? Tamamiyle kendi inisiyatifi dışında gelişen olaylarla. O hayatını yaşamaya çabalarken bir şey başaramıyor gerçekte. Yaşadığı devirde tanınmadığı gibi ölümünden sonra da sahtekarlıkla suçlanıyor. Yukarıda bahsettiğim ‘başarma yarışında’ kaybedenlerden biri olarak görünüyor. Ama tarih hakkını veriyor. Belki ilki başaran birisi olmuyor ama medeniyetimiz sürdüğü sürece adı unutulmayacaklar biri oluyor. Nedir başarmak? İç huzuru bulmak mı, yoksa yaşanılan devrin değişmeye mahkum anlayışları
Edebiyat
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,932 okunma
Her İnsan Özünde Bencildir!
Puan vermedi·480 syf.··
2022 2. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2022 00:59
Anadolu’nun ortasında küçük bir ilçede doğdum. Bu ülkedeki pek çok insan gibi muhafazakar bir ailem ve çevrem vardı. Böyle bir ortamda büyüyen insan kendisine öğretilen doğruları doğru yanlışları da yanlış kabul eder. Bunu yakından tecrübe etmiş birisi olarak kendim de çok farklı değildim. Birçok şeyde kendime farklı bakış açıları kazandırsam da içinden çıkamadığım kalıplarım vardı. Aynı dini, siyasi, tarihi ve sosyolojik düşünceleri paylaşmadığım insanlara karşı önyargılarımı aşamıyor, daha doğrusu aşmak için çaba sarf etmiyordum. Yargılamalarım belli başlı kalıplar içerisinde kalıyordu. Büyüdükçe içinde bulunduğum yerden çıkma fırsatı buldum. Önce eğitim için sonra çalışma hayatım dolayısıyla farklı yerlerde bulundum. Değişim böylece başladı. İnsanın insan olduğunu, iyinin ve kötünün her yerde olabileceğini, insanın içinde iyilikle beraber kötülük de barındırabileceğini tespit etmeye başladım. Kendi değer yargılarıma sahip insanların mutlak iyiler olamayacağı gibi ben’den farklı insanların da mutlak kötü olamayacağını gördüm. Bitmedi. Her insanın özünde bencil olduğunu anladım. Kötülük yapanın bir menfaati olduğunu, iyilik yapanın da sadece iyilik yapmak için iyi olduğunu düşünürüz. Halbuki herkes kendi içinde az çok bencildir. Bir şey başardığımızda seviniriz, ama o şeyi başaramayan insanların ne acılar çekebileceğini hiç düşünmeyiz. İyilik yaptığımızı düşündüğümüz kişi bizim istediğimiz gibi karşılık vermezse davranışımızı sorgular ve çok geçmeden bu davranışı bırakırız. Haksızlık yapana kızarız ama hiç haksızlık yapıp yapmadığımızı sorgulamayız. Bizi yönetenlere çeşitli vesilelerle kızarız ama onların yerinde bizim de olduğumuzda özünde çok da farklı davranmayacağımızı hiç düşünmeyiz. Böyle böyle yüzlerce örnek verebilirim. Ve bunları deneyimleyerek, okuyarak,
Edebiyat
Tanrı YanılgısıRichard Dawkins · Kuzey Yayınları · 20204,112 okunma
Neden Roma?
Puan vermedi·608 syf.··
2022 1. kitabı
Nazan Bekiroğlu’nu Kelime Defteri ve Mor Mürekkep isimli denemeleriyle tanıdım. Aslında çoğu insana sıkıcı gelebilecek bir türü etkileyici diliyle şahesere çeviriyordu. Dili bana hep divan şairlerini anımsatıyor. Anlaşılması zor olması yönüyle değil tabii ki, yoğun olmasıyla. Nar Ağacı romanı Türk edebiyatının en iyi romanlarındandır bana göre. Geniş bir coğrafyada hüküm sürmüş Osmanlı’nın Türk milletini diğer milletlerle nasıl bütünleştirdiğini Setterhan ile Zehra’nın yaşamları üzerinde deneyimliyorduk bu eserde. Dili daha sıradanlaşsa da Halit Ziya’nın Ferhunde Kalfa isimli öyküsünün konusuna çok benzer Mücella’da da toplumsal anlayışın bir kadının yaşamını nasıl etkilediğini görüyorduk. Peki Kehribar Geçidi bana ne hissettirdi? Roma’nın Hristiyan dinine karşı takındığı tavrı ve Yedi Uyurlar olarak bilinen menkıbenin romanlaştırılmasını görüyoruz kitapta. Neden bu konuyu seçmiş olduğunu düşündüm uzun süre. Bekiroğlu’nun amacı neydi bu konuyu seçerek anlayamadım. Ben okurken sıkıldım. Eminim kendisi de yazarken sıkılmıştır. Önceki eserlerinde gördüğüm gibi bu toprakların konusu değil. Keşke bu kadar zamanını bu toprakların sorunlarına veya tarihine ayırsaydı. Yedi Uyurlar bu topraklarındır, denebilir. Peki o zaman roman neden Roma’da geçmektedir? Bizim aydınlarımızın genel sorunu evrenselleşmeyi yanlış anlamalarıdır. Dostoyevski, Tolstoy, Victor Hugo, Balzac, Goethe vb. gibi bütün evrensel isimlerin işledikleri konulara bakın kendi milletlerini işlerler eserlerinde. Hugo laf olsun diye İstanbul’u anlatmaz. Gider sayfalarca Paris’in kanalizasyon sistemini anlatır. Ama yerli kalır. Yıkılmasına karşı çıktığı Notre Dame’ı aşkın merkezine koyar. Rus yazarlar tiksindirici de olsa Rus halkının tüm özelliklerini betimlemekten çekinmezler. Bu bağlamda seçilen konuyu ve
Edebiyat
Kehribar Geçidi (Ciltli)Nazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,573 okunma