Yazarımız bu kitapta her zaman bildiğimiz romantik ve dram konularının dışında tarihsel bir yanlışlığa değiniyor. Amerika’nın keşfinin kimin yaptığının ve doğrusunu bildiğimiz yanlışı kanıtlamaya çalışan bir makale okur gibiydim. Eğer tarihi ve sömürgecilik dönemini biraz merak eden biriyseniz kitabı hemen bitirirsiniz. Ama tarih sevmiyorsanız okumanızı tavsiye etmemem daha doğru olacaktır.
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,925 okunma
“Okyanusun öte yanındaki yeni toprakların onun ilk adıyla anılacağını tahmin etmiş olabilir mi?”
Bir kaşif mi yoksa düzenbaz mı? Tarihin derinlikleri oldukça tozlu...
Hem kurgusal hem de tarihî kişiler üstüne yorumlarıyla tanıdığımız
Stefan Zweig’ı derin karakter incelemelerine yönelten, psikolojiye ve Freud öğretisine duyduğu ilgidir. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Joseph Fouché, Marie Antoinette, Rotterdamlı Erasmus gibi
Amerigoda, Zweig’ın nesnellikten çok sezgiye dayanan yaşamöykülerinin en başarılı olanlarından biridir. Stefan Zweıg, bu eserinde, bugün Amerika olarak bilinen kıtanın bu adı almasını ardındaki inanılması güç rastlantılarla örülü “yanlışlıklar komedyası”nı anlatır.
Dönüp olanları düzeltme şansı tanımayan tarih, amerika’nın kâşifi olarak Kolomb’u değil, Vespucci’yi seçmiştir ve tarihin kararları, ne denli saçma ve adaletsiz de olsa, katidir. Vespucci’nin Adını insanlığın en muzaffer defterinden silmek mümkün değildir artık; belki de onun dünyamızın keşif tarihi içindeki başarısını en iyi tarif eden çelişki, Kolomb’un Amerika’yı keşfetmiş ama tanıyamamış, Vespucci’nin ise orayı keşfetmediği halde bunun yeni bir kıta olduğunu anlamış olmasıdır. Bu başarısı her daim adıyla beraber anılacaktır.
-Amerika'yı kim keşfetti?
-Christopher Columbus
-Peki adı neden KOLOMB ya da KOLOMBİYA değil de AMERİKA?
Bir düzine yanlışlıklar ve karmaşıklıklar sislileri...
Neler olup bittiğinden habersiz mezara giren bir adam olan Amerigo.
Kristof Kolomb ile Amerigo Vespucci'nin hayatlarından kesitler ve Amerika kıtasından ziyade Amerika adı üzerine neden-sonuç açıklamalarından oluşan bir biyografi.
Kitapta yer almayan ama nereden öğrendiğimi unuttuğum bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Gemilerle çok uzun yolculuk yapan insanların geri döndüklerinde çok çeşitli hastalıklardan öldükleri, derilerinin pul pul olup etlerinin döküldükleri bir dönemde insanların tanrılar tarafından cezalandırıldığına ve tanrıların gazabına uğradıklarına inanılıyordu. Bir gün bir kaşif bu hastalıkların C vitamini eksikliğinden olabileceğini keşfetti , zira o dönemde uzun gemi yolculuklarında kurutulmuş et, kuru baklagil harici gıda tüketilmiyordu. Bir deney yaptı ve uzun bir sefere çıkacak olan gemiyi bol turunçgillerle, lahana salamuraları ve turşularla doldurdu. Sefer sonunda gemi geri döndüğünde bu gıdalarla beslenen insanların gayet sağlıklı oldukları görüldü ve meyve sebze yemenin vücut için çok gerekli olduğu öğrenilmiş oldu. Bu bağlamda yeme içme üzerine olan keşif, uzun gemi seferleri yapabilmenin önünü açan en önemli unsurlardan biri oldu. Amerika kıtası da uzun bir sefer sonucu keşfedildi çünkü.
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,925 okunma
keşke tarih zweig ustanın anlattığı şekilde anlatılsa; kısa, öz ve tarafsız. neden sonuç ilişkisi çerçevesinde detaylar özden kopmadan verilse; ve tarihte herşeyin sanıldığının aksine siyah beyaz olmadığını belirterek.
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,925 okunma
En sevdiğim öykü yazarlarından biri olan Stefan Zweig, bu kitabında tarihi bir olayı, yani Amerika'nın keşfini, konu almış. Bilindiği üzere Amerika'yı ilk bulan Avrupalıyı Kristof Colomb olarak bilirken, bu kıtanın yeni kıta olduğunu ilk fark edenin de Americo Vespuci olduğunu biliyoruz. Ancak gerçek o kadar da basit değil. Stefan Zweig de tam da bunun üzerinde duruyor: Amerikayı kim keşfetti? Ve neden bu isimle anıldı? Bu isimle anılmasını sağlayan kim? Americo Vespuci hiçbir zaman birinci kaptan konumunda olamazken nasıl oldu da dünyanın en iyi denizcileri arasına girmeyi başardı? Amerika'nın keşfi ile ilgili çarpıcı gerçekler bu kitapta... İyi okumalar sevgili okur.
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,925 okunma
"Tarih, üzerine uzlaşılmış yalanlar silsilesidir"
Kitabı okurken aklıma Napolyo'nun bu harika sözü geldi. Uzlaşılmış bir yalan! Peki nasıl olması gerekirdi ki? Çoğunlukla sözlü tanıkların
Amerika'nın adı niye Amerika? Peki Amerika diye anılmaya başlandıktan sonra ne tür itirazlar, tartışmalar yaşandı?
Kitapta buna ilişkin Stefan Zweig'ın tarihsel sürece ilişkin tespitlerini ve değerlendirmelerini merak ediyorsanız okuyabilirsiniz.
"Dönüp olanları düzeltme şansı tanımayan tarih, Amerika'nın kaşifi olarak Kolomb'u değil ve Vespucci'yi seçmiştir ve tarihin kararları nedenli saçma ve adaletsiz de olsa, katidir. Vespucci'nin adını insanlığın en muzaffer defterinden silmek mümkün değildir artık; belki de onun dünyamızın keşif tarihi içindeki başarısını en iyi tarif eden çelişki Kolomb'un Amerika'yı keşfetmiş ama tanıyamamış ve Vespucci"nin ise oraya keşfetmediği halde bunun yeni bir katı olduğunu anlamış olmasıdır. Bu başarısı her daim adıyla beraber anılacaktır."
Alıntımız
"Yıl 1300. Avrupa dünyaya özgürce bakmasını olanaksızlaştıran teolojinin kukuletasını kafasından çekip atar. Salt Tanrı üzerine kafa yormanın, eski metinleri tekrar tekrar ele alıp dogmatik biçimde yeniden yorumlamanın, tartışmanın anlamı yoktur."
Doğduğumuz andan beri yarışın içine sokuluyoruz. Erken konuşmamız, erken yürümemiz bekleniyor, akranlarımıza göre. Okula gidiyoruz büyük bir yarışın içine atılıyoruz. Hiçbir şeyden haberi olmayan
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.