Stefan Zweig’in tarafsız olarak kaleme aldığı tarihsel bir biyografi. Kitabın tam adı ; Amerigo: tarihsel bir yanlisligin hikayesi. Anlatımı yalın ve tarafsız. Amerigo Vespucci’nin aslında Amerika’yı keşfetmediği , denizci olmadığı hatta gemide dahi olmadığı ya da dolandırıcı olduğu ya da bütün bunların küçük bir hata ile başlayan yanlışlar olduğunu dile getiriyor kısaca Amerika’nın adının nasıl Amerika olduğunu objektif olarak anlatıyor.
Amerigo Vespucci; Amerika kıtasına adı verilen kişi. Chr. Colomb Amerika kıtasını keşfetmesine rağmen neden o dönem böyle büyük bir yanılgı oldu ve Colomb’un keşfi kısa bir dönem tarihe karıştı?
Çok enteresan bir hikaye, haksızlıkların ülkesi Amerika!
Şu açıkça görülüyor ki Vespucci sade problemsiz bir hayat sürmüş sıradan bir insandı bir kıta keşfedecek biri değildi. Bu sessiz ve gizli insanın gayretinden geriye şüpheli ve hiç ona ait olmayan şöhretten başka bir şey değildi. Ona ait olmayan bir şöhret…
Kendisine ne Colomb ne Macellan gibi bir donanma emanet edilmedi, her zaman bütün mesleklerde ve makamlarda icat etmek, keşfetmek, emretmek veya icra etmek için bir üste bağlıydı, her zaman ikinci sıradaydı, her zaman başkalarının gölgesindeydi..
Bu hikaye biraz bana Rosalind Franklin’in hikayesini anımsattı, Amerika’nın keşfi gibi öyle 1400’lü yıllara gitmeye de gerek yok; DNA'nın yapısı 1953’te James D. Watson ve Francis Crick tarafından bir makale ile bilim dünyasına sunuldu. Peki nasıl keşfedildi? Watson ve Crick haftalarca belkide aylarca laboratuvara kapanıp bir türlü DNA’nın çift sarmal yapısını tahayyül edemiyordu, peki ne oldu nasıl keşfettiler?
Bir yan laboratuvarda çalışmalarını yürüten Rosalind Franklin’in X ışını Krsitalografisi ile DNA’nın çift sarmal yapısını çektiği bir fotoğrafa erişti Watson, ve o görseli incelemek için herhangi bir müsade istemeden izin almadan bir nevi bilgi hırsızlığı ile… Ve şimdi biz bu keşfi tıpkı bir nevi Amerika kıtasının keşfinde olduğu gibi yanlış insanlara mal ettik.
Stefan abi sanırım biraz! Amerigo Vespucci’nin adının kıtaya verilmesini doğru buluyor :)
Kitap Amerika kıtasının adını alma serüvenini ve adını Amerigo almasını haklı bulmakla birlikte nedenleri ve engelleri ile ele alıyor. Amerigo Vespucci’nin yanlış anlaşılmasını şöyle açıklıyor:
İlk yanlışlık; yani komedyamızın ilk perdesi,
Vespucci’nin adının, bütün dünyanın bu yeni
toprakları Kolomb’un değil de Vespucci’nin
keşfettiği zannına kapılmasına yol açacak
şekilde, Paesi retrovati kitabının başlığında yer verilmesiydi. İkinci yanlışlık; yani ikinci perde,
bir dizgi hatası sonucu Latince baskıda “Lariab” yerine “Parias” sözcüğünün geçmesi, bunun üzerine Amerika anakarasına ilk olarak
Kolomb’un değil, Vespucci’nin ayak bastığının
iddia edilmesiydi. Üçüncü yanlışlık; yani üçüncü perde, Vespucci’nin yazdığı otuz iki
sayfa sebebiyle yeni kıtaya “Amerika” adının verilmesini öneren taşralı genç bir coğrafyacının yaptığı yanlışlıktı.
Hindistan’ın Amirali Kristof Kolombiya ile Amerigo Vespucci’nin güzel anlaştığını ve bu tartışmaların yersiz olduğuna da atıfta bulunuyor
Yazarımız bu kitapta her zaman bildiğimiz romantik ve dram konularının dışında tarihsel bir yanlışlığa değiniyor. Amerika’nın keşfinin kimin yaptığının ve doğrusunu bildiğimiz yanlışı kanıtlamaya çalışan bir makale okur gibiydim. Eğer tarihi ve sömürgecilik dönemini biraz merak eden biriyseniz kitabı hemen bitirirsiniz. Ama tarih sevmiyorsanız okumanızı tavsiye etmemem daha doğru olacaktır.
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,925 okunma
“Okyanusun öte yanındaki yeni toprakların onun ilk adıyla anılacağını tahmin etmiş olabilir mi?”
Bir kaşif mi yoksa düzenbaz mı? Tarihin derinlikleri oldukça tozlu...
Hem kurgusal hem de tarihî kişiler üstüne yorumlarıyla tanıdığımız Stefan Zweig’ı derin karakter incelemelerine yönelten, psikolojiye ve Freud öğretisine duyduğu ilgidir. İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, Joseph Fouché, Marie Antoinette, Rotterdamlı Erasmus gibi Amerigoda, Zweig’ın nesnellikten çok sezgiye dayanan yaşamöykülerinin en başarılı olanlarından biridir. Stefan Zweıg, bu eserinde, bugün Amerika olarak bilinen kıtanın bu adı almasını ardındaki inanılması güç rastlantılarla örülü “yanlışlıklar komedyası”nı anlatır.
Dönüp olanları düzeltme şansı tanımayan tarih, amerika’nın kâşifi olarak Kolomb’u değil, Vespucci’yi seçmiştir ve tarihin kararları, ne denli saçma ve adaletsiz de olsa, katidir. Vespucci’nin Adını insanlığın en muzaffer defterinden silmek mümkün değildir artık; belki de onun dünyamızın keşif tarihi içindeki başarısını en iyi tarif eden çelişki, Kolomb’un Amerika’yı keşfetmiş ama tanıyamamış, Vespucci’nin ise orayı keşfetmediği halde bunun yeni bir kıta olduğunu anlamış olmasıdır. Bu başarısı her daim adıyla beraber anılacaktır.
Stefan Zweig bu kitabında eserin adından anlaşılacağı üzere Amerigo Vespucci özelinde Amerika'nın keşfinden sonra ortaya çıkan iddiaları edebi bir dille tekrar ele almaktadır. Akıcı bir dille yazılan bu eserde kimi zaman Vespucci kimi zaman ise Kristof Kolomb taraftarı olabiliyorsunuz. Stefan Zweig burada tarihi akışı anlatır, belgeleri ve çeşitli iddiaları ortaya koyar. Bu kısımdan sonrasını ise bizlere bırakmıştır. Bu manada eğer tarih okumaları yapmaktan haz alıyorsanız hızlı bir şekilde okuyabileceğiniz bir kitap oluveriyor.
"Büyük Amerika’nın bir hırsızın adını taşımak zorunda oluşu ne garip.Sahip olduğu en yüksek denizcilik rütbesi, asla denize açılmayan bir keşif gezisinde tayfabaşının yamaklığı olan Sevillalı tuzlu su taciri Amerigo Vespucci, bu yalancı dünyada Kolomb’un yerini kapmayı başarmış ve dünyanın yarısını kendi onursuz adıyla adlandırmıştır." Amerigo
"Valladoid ve Sevilla' da iki suskun mezar. Yaşamları boyunca birbirlerinden kaçınmadan ya da nefret etmeden sık sık karşılaşmış iki adam. Her ikisi de aynı yaratıcı merakın ruhuyla beslenmiş, ilerledikleri yolda birbirlerine dürüstçe ve yürekten yardım etmiş iki adam. Oysa mezarları üzerinde kıyasıya bir kavga başlamıştır. Kendilerinin haberi olmadan birinin şanı diğerininkiyle mücadeleye tutuşmuştur. (...)
Eser bilindiği üzere Batı'nın neredeyse tamamen yok olacağı bir dönemde Amerika kıtasının keşfi ile yeniden dirilişini konu alır. Bundan ziyade ise asıl konu yeni keşfedilen bu kıtaya verilen isimin yarattığı tartışma ve sorunlardır. Amerigo Vespucci ile Kristof Kolomb arasında yüz yıllardır süre gelen bu şan kavgasında nerdeyse aklınızda ki tüm sorulara cevap bulabileceğiniz bir eser. Bilindik tarih kitapları gibi saf bilgiyle okuru yormamakta arada kullanılan yorumlar ve edebi bir kalemin uç kırıntıları fark edilmektedir. Her ne kadar tarih kitaplarıyla pek aram olmasa da yazarın eser için kullandığı üslup hoşuma gitti. İyi okumalar :)
Stefan Zweig'in okuduğum ilk biyografik eserdi. Eserde Zweig, Amerigo Vespucci kim? Neden onun ismi Amerikaya verilmiş? Amerikayı gerçekten keşf eden o muydu? gibi soruların cevaplarını araştırmış ve olabildiğince objektiv olmaya çalışmıştır. Kitabı okurken tuhaf hissettim. Hiç bir şeyden haberi olmayan bir insan kendi hayatını yaşıyor. Hatta çok zengin olmayan bir yaşayışı vardır. Ama bir yerlerde çok meşhur. Hakkında konuşuyorlar, ama onun bundan haberi bile yok. Sonra birden birinin yanlış anlamasıyla haksız duruma düşüyor, yargılanıyor, eleştiriliyor, ama onun bundan yine haberi olmuyor. Tuhaf gerçekten. Yapılan bir harf hatası bile insan kaderini değiştire bilirmiş. Hatta insanın bu değişiklikten haberi olmasa bile. Peki bu tesadüf müdür? Yoksa alın yazısı?
-Amerika'yı kim keşfetti?
-Christopher Columbus
-Peki adı neden KOLOMB ya da KOLOMBİYA değil de AMERİKA?
Bir düzine yanlışlıklar ve karmaşıklıklar sislileri...
Neler olup bittiğinden habersiz mezara giren bir adam olan Amerigo.
Kristof Kolomb ile Amerigo Vespucci'nin hayatlarından kesitler ve Amerika kıtasından ziyade Amerika adı üzerine neden-sonuç açıklamalarından oluşan bir biyografi.
Kitapta yer almayan ama nereden öğrendiğimi unuttuğum bir bilgiyi paylaşmak istiyorum.
Gemilerle çok uzun yolculuk yapan insanların geri döndüklerinde çok çeşitli hastalıklardan öldükleri, derilerinin pul pul olup etlerinin döküldükleri bir dönemde insanların tanrılar tarafından cezalandırıldığına ve tanrıların gazabına uğradıklarına inanılıyordu. Bir gün bir kaşif bu hastalıkların C vitamini eksikliğinden olabileceğini keşfetti , zira o dönemde uzun gemi yolculuklarında kurutulmuş et, kuru baklagil harici gıda tüketilmiyordu. Bir deney yaptı ve uzun bir sefere çıkacak olan gemiyi bol turunçgillerle, lahana salamuraları ve turşularla doldurdu. Sefer sonunda gemi geri döndüğünde bu gıdalarla beslenen insanların gayet sağlıklı oldukları görüldü ve meyve sebze yemenin vücut için çok gerekli olduğu öğrenilmiş oldu. Bu bağlamda yeme içme üzerine olan keşif, uzun gemi seferleri yapabilmenin önünü açan en önemli unsurlardan biri oldu. Amerika kıtası da uzun bir sefer sonucu keşfedildi çünkü.
AmerigoStefan Zweig · Can Yayınları · 20171,925 okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.