O gece ben yatağa yattım, Ferit -otelcinin benden ekstra bir ücret aldığı- ikinci battaniyeye sarınıp yere uzandı. Kırık camdan içeriye akan ay ışınlarının dışında, odaya hiç ışık sız mıyordu. Otelci, Ferit'e Kibil'de elektriklerin iki gündür ke sik olduğunu, jeneratörünün de bozulduğunu söylemiş. Bir süre konuştuk. Bana Mezar- Şerifte, Celalabat'ta büyüme nin nasıl bir şey olduğunu anlattı. Babasıyla birlikte cihat'a
katılmalarından kısa bir süre sonra, Pencer Vadisi'nde Şora vi'yle nasıl çarpıştıklarını. Aç kaldıklarını, çekirge yediklerini. Helikopterden açılan ateşin babasını nasıl öldürdüğünü, iki kızını elinden alan mayını anlattı. Bana Amerika'yı sordu. Amerika'da bir mağazaya girip, on beş-yirmi çeşit mısır gev reğinden birini seçebilirsin, dedim. Etin her zaman taze, sü tün soğuk kaldığını, meyvenin bol, suyun da tertemiz oldu ğunu söyledim. Her evde bir televizyon, her televizyonun bir uzaktan kumanda aleti bulunduğunu, istersen bir uydu çana
ğı taktırabileceğini. Ve beş yüz küsur kanalı izleyebileceğini.