Ömer radiyallahu anh, kapı kapı dilenen bir şahsı görür ve onun bir yahudi olduğunu anladıktan sonra kendisine 'Seni bu hale getiren nedir?' diye sorar. Yahudi de 'Cizye (harac) ihtiyaç ve yaşlılık' diye cevap verir. Bunun üzerine Ömer radiyallahu anh yahudinin elinden tutarak onu kendi evine götürür. Ona günlük nafakasını verdikten sonra, hazine memuruna şöyle der: "Bu kimseye ve benzerlerine iyi bak. Allah'a and içerim ki gençliklerini tüketip, yaşlılık zamanlarında onları yüzüstü bırakırsak eğer, insaflı bir davranışta bulunmuş olmayız. Nitekim Allah Teâlâ 'Sadakalar fakirlere, miskinlere... aittir buyuruyor. İşte bu da ehl-i kitab'ın miskinlerindendir".
Yine Ömer radiyallahu anh birgün Şam'a giderken fakir bir hristiyan kabilesinin oturduğu yerden geçti. Sonra ora halkına sadaka verilmesini ve onların maaşa bağlanmasını istedi.
İşte halkı İslâm'a çeken taraf bu ruh olmuştur. İslâm'ı kısa zamanda tüm yeryüzüne yayan yine bu ruh olmuştur. İslâm'ın ilk zamanlarında diğer devletlerin ve dinlerin yaptıkları zulümden ve ırkçılıktan kaçan herkes selâmeti İslâm'a sığınmakta buluyordu. Çünkü İslâm'da adalet ve müsavat vardı.
Eski ve yeni, insanoğlunun ortaya koymuş olduğu tüm kanunlarda bir eksiklik/kusur olduğuna göre, kusursuzlukta benzeri bile olmayan bir kanuna bağlanmak gerekir ki bu kanun nezd-i ilahî'den gelen kanundan başkası olamaz!