İnsanlar birbirleriyle daha az konuşuyorlar, uzun süre bir arada kalmakta zorlanıyorlar. Kendi gerçeğiylr bağlantıda birini gördüklerinde ' O çok negatif bir insan' diyerek uzak durmayı tercih ediyorlat. Aslında farkında bile olmadan kendi hakikatlerinden kaçıyorlar.
Öylesine istedim ki seni,
Senden önce...
Öylesine, her şeyin içinde,
Öylesine dışında,
Gün, gece.
Seni öylesine yaşadım ki,
İnan...
Artık nereye baktığım belli değil,
Ne yaptığım belli değil,
Vardığım sonrasızlıktan.
Ve bu sıkıntı, pislik ve kıtlık, bitmek bilmeyen kışlar, yapış yapış çoraplar, hiçbir zaman çalışmayan asansörler, bir türlü ısınmayan sular, pürtüklü sabunlar, dağılıveren sigaralar, tatsız tuzsuz yemekler nicedir insanın yüreğini daraltıyorsa ve insan yaşlandıkça her şey daha da kötüye gidiyorsa, bütün bunlar dünyanın bu düzeninin doğal olmadığını göstermiyor muydu?
“Gece, sessizlik değil damıtılmış ses demekti. Gündüz bütün sesler birbirine karışıp gürültüye dönerken, gece her ses kendi sadeliğiyle belirirdi. Çocukluğun şarkıları, ruhların iniltileri, baykuşun ötüşü. Gündüzün karmaşasında bunlar anlaşılmazdı. Acılar, özlemler de öyle. İnsan geceleyin kendisiyle yalnız kaldığında hissederdi saf sızıyı... Gündüz o yükleri taşımak kolay, insan gerçekten yalnız olduğuna geceleri inanabilirdi.”
Gerçek manevi savaşçı asla kendini çaresiz hissetmekten korkmaz, çünkü böyle durumların, aynı bahar çiçeklerinden önceki fırtına bulutları gibi, yeni güçlerin müjdecisi olduğunu bilir.