üni

üni
@Mustesrik
Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasındaki bir kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman, bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız, güneş eskisi gibi kıpırtısız değildir, hızla hareket etmektedir; Ne yazık ki henüz bakmaya bile fırsat bulamadan, onun ufkun ucuna doğru hızla kaydığını, bulutların da gökyüzündeki mavi koylarda hareketsiz durmadığını, birbirlerinin üzerine çıkarak kaçtıklarını, iyice acele ettiklerini görürüz; zamanın geçtiğini ve günü gelince yolun zorunlu olarak son bulacağını anlarız.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
gitmesine yol açacak pek çok neden vardı ama kalması için de pek çok neden vardı.. ama neye yarar? gitme kararı böyle verilmez ki? sakıncalar ve yararlar tartılmaz ki! bir anda sendeler insan... bir başka yaşama, bir başka ölüme doğru! utkuya ya da unutkanlığa doğru! birden gitmek ya da yok olmak isteğini duyacak kadar yakınları arasında birden kendini yabancı hissetmeye hangi bakışın, hangi sözün, hangi alayın yol açtığını kim bilebilir?
“hiçbir tutkusu ya da bir ihtiyacı olmaksızın para,şan şeref yahut bilmem ne uğruna didinen biri her zaman bir budaladır.”
lyi güzel ama dedi, ya insanoğlu her şeyden bıkıp usanmissa ne yapacağız? diyelim ki hiçbir şeyin anlamı yoktur gözünde.. ne ticaretin, ne çalışmanın, ne de insanların.. her şeyin bir yalandan ibaret olduğunu görüyorsa pekâlâ.. ticaret dediğimiz şeyin ruh boşluğumuzu doldurmaya yarayan bir kıtıktan ibaret olduğunu biliyorsa. bazılari vardır mesela ömürleri boyunca tepinerek çalışır; bazıları da vardır, ömürleri boyunca emir verip terlemekten başka hiçbir iş görmezler... ama bu ikinciler, birincilerden çok daha fazla kazanır... niye bu iş böyledir, ha? demek anlamadınız? o zaman.. o zaman, şöyle bir durum kabul edelim, diyelim ki, ırmağın üze- rinde duran bir kayıkta bir adam bulunmaktadır.. iyi bir kayık olabilir kayık, ama bu, kayığın altında- ki suyun derin olmasını önlemez..kayık sağlamdır evet, ama kayıktaki adam, alttaki suyun derinliği- ni hissedip korkmaya başlamışsa, onu hiçbir kayık kurtaramaz.. diyorum! çalışmak da, insan için her şey demek değildir herhalde. çaba, haksızı haklı kılan bir mazeret olamaz. bazı insanların çaba göstermesi, kendi kendilerini temize çikarmalarına yetmez.. bütün ömürleri boyunca kesinlikle hiçbir şey yapmayan insanlar var bu dünyada; ama gene de emekçiler den çok daha rahat, çok daha iyi yaşıyorlar... nasıl oluyor peki bu iş? emekçiler, mutsuz birer beygir sanki! sırtlarına konulan yükü acı çekerek taşımakla yükümlüler, o kadar! ama onların bir mazereti var tanrının gözünde... kendilerine söyleyin bakalım, niçin yaşadınız? diye sorulduğunda, niçinini düşünmeye vakit bulamadık; çünkü bütün ömrümüz boyunca çalıştık, diyecekler... ama ben hangi mazerete sığınabilirim? ve bütün o kumanda eden, ortalığa emir üzerine emir yağdıranlar nasıl haklı çıkaracaklar kendilerini? niçin, ne uğruna yaşamış olacaklar? oysa hepsi de, niçin
"-bir çiçeği çok mu gördün bana? diye düşünüyordu sevgilisi. o bir çiçek değildi çok görülen. bir çiçeğin öyküsüydü çok görülen. bir çiçeğin öyküsü vardı çünkü ve çiçek toprağın öyküsünü taşırdı. yağmurun yorgunluğunu da taşırdı, toprağın bilgeliğini de. bir çiçek, sadece bir çiçek değildir artık. algısı değişmişti. her şeyi öyküsüyle düşünmeye ve hissetmeye başlamıştı, bu ise derin bir yalnızlığın fay hattıydı artık. insanlarla arasına derin çizgiler çekilmişti, picasso'nun resimlerindeki hüzünlü çizgiler gibi, hüzünlü yüzler gibi. artık bir çiçek bir çiçek değildi, o halde bir hikayesi olan bu çiçek, artık hikayesinde olmayan bu kadına çok görülebilirdi."