Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
" Kader. İnsanın kaderi çok önemlidir, mutlu insan bu kaderi kavrayabilmiş insandır, dostum. Kavrayışsız insan, önündeki belirsizlikle savaşır durur."
Sayfa 267 - YKY, 1.Baskı (Ekim-2021)·Kitabı okudu
Edebiyat
Osman Y. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Yaş aldıkça daha anlamlı bir hale geliyor bu bakış açısı:)
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma
Suna isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Teşekkürler Suna hanım. Konu aynen özetlediğiniz gibi. Bu arada ben de toplumun bir parçasıyım:) Sütten çıkma ak kaşık değiliz hiçbirimiz. Ancak bunun farkında olabilmek de olumlu bir adım bana göre... Farkındalık arttıkça eleştirdiğimiz konulardan zamanla uzaklaşıp normalleşeceğiz umarım. Keyifli okumalar dilerim...
Cebimizdeki safiri denizde sektirebildiğimiz gün...
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2023 18:06
“Yaraların hissedilmesi için tanımlanmaya ihtiyaçları yoktur” der Amin Maalouf. Yaralarımız, varoluşumuzun kanıtı gibidir. Yara nerede açıldıysa bütün benliğimiz yüzünü o yana çevirir. Çünkü sancının konuştuğu yerde başka hiçbir sesi duyamazsınız… İşte Resul Bulama ‘nın kaleminde hayat bulan Taş Sektirme Ustası da, sancısının sesini dinlerken hayata sağır kesiliverenlerden... Ne baba nasihatı, ne ana ricası, ne dost uyarısı, ne de yârin kucağı çare olamamış, bir merhem sürememiş bu yaraya. Cebinde bir avuç taşla her gün yaşadığı kasabanın sahilini revir bellemiş kendine… Zaman desen, günbatımı akrep, son vapurun düdüğü yelkovan… O en sert dediğin taşı hamura çeviren derya, derdi de söküp alamaz mı derinine? ---------------------------- Rousseau’nun dediği gibi özgür doğduk hepimiz. Fakat zincire vurulduk her yerde… Bu öyle bir zincir ki, ucu bucağı görünmez oldu bir yerden sonra. Bize öğretilen her şey, bir halka daha ekledi zincire. Kalan zamanımızı da bu halkaları çıkarmak için beyhude bir çaba içinde geçiriyoruz. Dahası, öğütler veriyoruz birbirimize… Öğüdü veren de prangalı, alan da… Sanıyorlar ki, yara bandıyla iyileşiyor yaralar. Oysa biliriz ki, yara bandı yarayı kapatır sadece. Kusuru saklar. Taş sektirme ustasına divane diyenlerin bir ‘kusur saklama ustası’ olduklarından haberleri var mı acaba? Bana sorarsanız, insanın tek derdi kendi günahları olmalı… Günah sizin için bir anlam ifade etmiyorsa, kusurları diyelim o vakit. Ve bu kusurlardan tam takım arınmak mümkün olamayacağı için dertsiz insan diye bir şey de söz konusu olamaz haliyle… Bu nazarla bakıldığında, dert sahibi insan kendini bilen insandır. Niyazi Mısrî’nin meşhur dizelerindeki gibi “derdine derman ararken, dermanı derdinde
Öykü
Taş Sektirme UstasıResul Bulama · Şule Yayınları · 0234 okunma
Sümeyra Özat isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Sümeyra çok teşekkür ederim, ne güzel şeyler yazmışsın. Ahmet Erhan'ın şiiri harika. İlk defa okudum ve çok beğendim. Yazdıklarımın sana bu şiiri çağrıştırması, ikisini bir araya getirmen, duygu ve fikirleri buluşturman ve buna kendi yaptığın katkı... Yine yoğun birgünün ardından ilaç gibi gelen bir yorum. Özellikle mi seçiyorsun böyle günleri? :) Evet yaralar ve onların hayatımızda nasıl bir 'sargı' rolüne büründükleri konusunda hemfikiriz. Ancak yaralarla, kusurlarla bir şekilde barışık yaşayabilmek, bunu bugünün dünyasına anlatabilmek ne kadar da zor... Özellikle herkesin kusursuzlaşmaya çabaladığı, pürüzsüzleşmek için servet harcadığı, bunu başaramasa bile böyle görünmeye çalışarak kendini harab ettiği bir dönemde... İncelemeleri okuma zamanlaması ve gerekçeleri çok mantıklı... Ben siteye çok sık giremiyorum şu sıralar. Resul hocamın kitabını okuyup üzerine birşeyler yazdığını da yeni öğreniyorum. Kafamı toparlayıp ilk fırsatta okuyacağım. Çünkü Taş Sektirme Ustası, yaptığımız okur buluşmasında da gözlemlediğim gibi, gerçekten çok fazla fikre, düşünce çeşitliliğine kapı açan bir kitap... Senin yazdıkların her zaman çok değerli... Orada devam ederiz artık sohbetimize:) Tekrar teşekkür ederim, görüşmek üzere... Sevgiler...
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma
Hürü Demireğen isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Ben teşekkür ederim vakit ayırdığınız için. Keyifli okumalar dilerim:)
10/10
·181 syf.··
2017 36. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2017 00:00
Psikiyatr Engin Geçtan, yaklaşık 35 yıl önce kaleme aldığı bu kitabında adeta tüm insanlığın falına bakmış. Böylesine bilimsel alt yapısı olan bir eser için 'fal' benzetmesi yapmamı yadırgayacak olanlara baştan söyleyim ki, bu tabiri özellikle kullandım. Çünkü Geçtan'ın kitabında anlattıklarının yüzde birini bir falcı karşımıza oturup anlatsa, hepimiz hem şaşırır hem de duyduklarımızdan mest olurduk. Çünkü birinin bize bizi anlatmasını her zaman gizemli bulur ve bundan haz duyarız. Tabii Geçtan falımıza bakarken iskambil kağıtları ya da bakla, boncuk gibi gereçler yerine bilimsel olarak kabul görmüş kuramları, klinik deneylerden edindiği tecrübeleri, kişisel araştırmalarını ve gözlemlerini kullanıyor. Günlük hayatta hepimizin yaşadığı ortak sorunları genel başlıklar halinde bölümlere ayırıp tüm detaylarıyla inceliyor. İçinde yetiştiğimiz aile yapısı hayatımız boyunca davranışlarımızı nasıl etkiliyor? Neden başka insanlara karşı zaman zaman öfke ve düşmanlık duyuyoruz? Neden bazen kendimizi değersiz hissediyoruz? Neden çoğu zaman kendimizi kaygılı hissediyoruz? Günlük yaşamda sorumluluklarımızdan kaçtığımızın ne kadar farkındayız? Kimi zaman kalabalıkta dahi kendimizi yalnız hissetmemizin altında ne yatıyor? Özellikle ilişkilerimizde verdiğimiz ve vermediğimiz tepkiler, o ilişkiyi nasıl etkiliyor? gibi insan olmaya dair pek çok sorunun cevabını detaylı olarak bulabileceğiniz bir kitap İnsan Olmak... Kitabı bitirdiğinizde, her şeyden önce kendinizi, ailenizi, çevrenizdeki insanları hatta genel olarak insanı tanıma sürecinde çok önemli kazanımlar elde ediyorsunuz. Kitap boyunca kendi davranışlarınızda fark etmediğiniz pek çok detayı ve nedenlerini öğrenme, sorgulama ve kabullenme süreçleri yaşıyorsunuz. Günlük hayatta evde, işte, sosyal hayatta diğer insanlarla olan
İnsan OlmakEngin Geçtan · Metis Yayınları · 202533,5bin okunma
Ng isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Teşekkür ederim, çok sevindim:) Tabii ki, istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim...