Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
why so serious?
Puan vermedi·204 syf.··
Beğendi
·
2022 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2022 22:29
Okuduğumuz kurgusal eserleri anlama, yorumlama, o eserler üzerinde derinleşme noktasında kurgu dışı eserlerin, araştırma metinlerinin, kitap veya karakter incelemelerinin katkısı inkâr edilemez. Bununla ilgili yaşadığım en somut deneyimi Anayurt Oteli kitabına yazdığım incelemede sizlerle paylaşmıştım. Edebiyatın bir meselesi üzerine çok yönlü eğilen, konunun detaylarına inen, üzerinde ciddi emek sarf edilmiş araştırma-inceleme kitapları gerçekten de bir okurun düşünce dünyasını zenginleştiren değerli kaynaklar. Hacer Selçuk tarafından kaleme alınan Kötülük Estetiği adlı çalışmayı elime alırken de beklentim özet olarak bana bu tarz bir katkı sunmasıydı. Bu tür kitapları, kendime koyduğum çok basit bir kriter üzerinden değerlendiriyorum; Kitaba başlamadan önceki durumumla kitabı bitirdikten sonraki durumum arasında bir fark var mı? Bilgi edinme veya fikir sahibi olma noktasında bana bir katkı sundu mu? Bu sorunun cevabı tek kelime ile evet! Ancak bunu nasıl başardığı konusu biraz daha detaylandırılmayı hak ediyor elbette. O halde vakit kaybetmeden biraz da kitabın içeriğinden bahsedelim… ------------------------- Kitabın başında yer alan kısa biyografiden öğrendiğimiz kadarıyla yazarımız İstanbul Üniversitesi’nde, Yeni Türk Edebiyatı alanında doktora eğitimine devam ediyor. Çalışmalarında estetik, negatif estetik, kötülük ve kötü kahramanlar üzerine yoğunlaşıyor. Bu kitapta da edebiyatta kötülük kavramı, kötülüğün estetik ile birleşmesi ve bu etkileşimin kötü karakterler üzerindeki yansıması ele alınıyor genel olarak. İlk bölümde kavramlar, tarihsel süreç, edebiyatta kötünün evrimi ve özellikle aydınlanma dönemi sonrasında kötü karakterlerin kurgu eserlerdeki değişimi/dönüşümü ön planda. Pek çok yazar,
Edebiyat
Kötülük EstetiğiHacer Selçuk · Ketebe Yayınları · 202235 okunma
Sümeyra Özat isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Sümeyra hanım çok teşekkür ederim dikkatli okumanız ve yorumlarınız için:) Özellikle son cümleniz beni oldukça mutlu etti:) Çünkü bu inceleme, diğerlerinden tarz olarak farklı olduğu için böyle bir riski de içinde taşıyordu. Genç bir akademisyenin ilk kitabını okumak, her şey bir yana, benim için heyecan vericiydi. Çünkü kendi işimde de benim alt kuşağımdaki nesle dahil arkadaşlarımın çalışmalarını takip etmek benim için hobi gibi bir şey:) Buradan başarılı işler/fikirler çıktıkça insanın geleceğe dair umudu artıyor. Ve yeni bakış açıları da öğreniyorum. İnsan kendini bu şekilde diri tutabiliyor... Hacer hanım da edebiyatın pek girilmeyen bir damarına girip oradan çok güzel ve öğretici şeyler çıkarmış. Umarım böyle faydalı eserler üretmeye devam eder... Bu inceleme de biraz bu duygular altında kaleme alındı. Artık tükenmiş ve tüketilmiş şeyler/konular/insanlar yerine bu tarz yeni isimler ve yeni söylemler üzerine yazmak, konuşmak, tartışmak çok daha verimli oluyor benim için... Değerlendirmeniz her zaman olduğu gibi benim için çok kıymetliydi. Tekrar teşekkür ederim. Yeni kitaplarda görüşmek dileğiyle... Selam ve sevgiler...
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Necip G.

, bir kitap okudu
Puan vermedi·204 syf.··
Beğendi
·
6 günde okudu
·
2022 8. kitabı
Hacer Selçuk
9.1/10 · 35 okunma
Selman Ç. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Teşekkürler Selman başkan:)
Dünyanın en güzel çiçekleri
10/10
·195 syf.··
Beğendi
·
2022 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2022 20:04
Nihayet Bizim Köy'e kavuştum. Okumak için bundan daha güzel bir zaman olamazdı. Neden mi? Merak edenler buyursun... Bazı kitap dostlarım bilir. Mesleğimin 28. yılında yeniden köy öğretmeni oldum. 20 yıl sonra tekrar köyde olmak ilk başlarda bana zor gelse de zamanla alıştım. Köy öğretmeni olmak bence muhteşem bir şey. İstediğin an doğada ders yapabiliyorsun. Tavuk gıdaklıyor, inek bağırıyor, eşek anırıyor! Tam bir senfoni. Çocuklar eve giderken gözün arkada kalmıyor. Kavga etseler de, uyum içindeler. Çünkü hepsi akraba. Köyde en çok hoşuma giden şeylerden biri de, çocukların birbirine olan hitap şekli. "Gülüm!" Ne güzel bir kelime değil mi? "Öyle değil gulüm, böyle olacaadı." (Bu kelime bazıları tarafından 'GULÜM' diye evrilmiş.) Her ne kadar köyde olmak güzel olsa da zorlukları da yok değil. Asıl zorluk okulda teknolojinin olmaması. Teknolojiden de vazgeçtim, telefon çekse razıyım. İstediğin an veliye ulaşamıyorsun. Neyseki evler yakın da, bu sorunu çözebiliyorum. "Huu, komşu! Okula hele bir geliver!" :D Böylece işler kısa zamanda halloluyor :) Hani sayın büyüklerimiz diyor ya, "Biz teknolojide çığır açtık." "İnternetsiz okul kalmayacak." "Fatih projesiyle her okula akıllı tahta ulaştırdık." Hepsi palavra. (Bu arada beynimde Ajda Pekkan'ın "Palavra" şarkısı çalıyor.) Neyse efendim, gelelim ilk zamanlar yaşadıklarıma. Baktım, internet yok. Bari bir akıllı tahtamız olsa da, şöyle bir ders kitaplarını yansıtsam, bütün öğrenciler görse. Arada da patlamış mısır eşliğinde sinema günü yaparız dedim ve soluğu İlçe Milli Eğitim'de aldım. Derdimi anlatınca, sayın şube müdürü, "İlçede bile yok, köye nereden bulalım." dedi. Bunun üzerine ben de "Adam haklı! İlçede olmayan teknoloji köyde nasıl olsun?" dedim ve bağrıma taş basıp, eski usül eğitim - öğretime başladım.
Edebiyat
Bizim KöyMahmut Makal · Literatür Yayıncılık Dağıtım · 20241,568 okunma
Necip G.
Sultan hocam, böylesine pozitif bir yazı içerisine eklemek istemediğiniz eminim pek çok zor tarafı vardır. Ancak diğer yandan, gerçekten de böyle karanlık bir dönemde olmak isteyeceğimiz en ideal yerlerden biridir köyler. Bu açıdan çok şanslısınız bence. Aynı şekilde öğrencileriniz de çok şanslı sizin gibi bir öğretmene sahip oldukları için… Çok doğru bir zamanda doğru bir yer seçmişsiniz. Genel olarak bizler, bir damla doğallığa muhtaçken, siz tamamen doğal bir çevrenin parçası olmanın mutluluğunu doya doya yaşıyorsunuzdur umarım. Bırakın akıllı tahtası da eksik kalsın:) Akıllı bilmemne diye hayatımıza giren her şey, bizi aptallaştırmak dışında neye yaradı ki?! Hayatınızın bu güzel dönemini yine güzel bir eserle harmanlayıp bizlerle paylaştığınız için teşekkürler. Her şey gönlünüzce olsun. Selam ve sevgiler…
6/10
·80 syf.··
2018 6. kitabı
Bu inceleme yer yer SPOILER içerebilir arkadaşlar. Bilginiz olsun... Bir gün Fransız Şair Louis Aragon kuyuya bir taş atmış ve demiş ki; 'Cemile, dünyanın en güzel aşk hikayesidir.' O taş şimdilik kuyunun dibinde kalsın bir süre... O esnada ben size kısaca başka bir hikayeden bahsedeyim... Ben askerliğimi 2007 yılında kısa dönem olarak yaptım. Bölüğümde benim gibi kısa dönem askerlerle, henüz 19-20 yaşlarındaki uzun dönem askerler aynı koğuşu paylaşıyorduk. Başta bu iki grup pek birbirine ısınamasa da askerliğin doğal ortamında zamanla buzlar eridi, abi-kardeş gibi olduk. Bu kardeşlerimizin hepsi gözü pek, dayanıklı, kolay kolay yılmayan çocuklardı. Genç yaşlarına rağmen aralarında evli olan hatta çocuk sahibi olanlar vardı. Diğerlerinin de memlekette mutlaka bir sevgilisi olurdu. Gece olunca ve tüm işler bitince kendi köşelerine çekilirler, gizledikleri telefonları ortaya çıkarıp saatlerce sevdikleriyle konuşurlardı. Onların gün içinde aldığı tek nefes işte bu telefon konuşmalarıydı. Her türlü ağır işin, zorluğun altından kalkabilen çocukların hayata dair tek bir korkuları vardı; onlar askerdeyken sevgililerinin onları terk edeceği korkusu... Bakın bu konuda inanın bana en ufak bir mübalağa yapmıyorum. Alın savaşa götürün koşa koşa gelirler. Sabahtan akşama kadar yerden izmarit toplarlar, moloz taşırlar, duvar örerler, kilometrelerce koşarlar, sürünürler ama bana mısın demezler. Hassas oldukları, zayıf düştükleri tek konu budur! Nöbetçi olduğum bir gece tek tek koğuşları geziyordum. En son kendi koğuşuma geldi sıra. İçeri girdiğimde bir yatağın baş ucunda toplanmış bir kalabalık gördüm. Başta kavga çıktı sandım. Hızlıca kalabalığa doğru ilerledim ve kendime yol açtım. Gördüğüm manzara şuydu: yatağın ortasında bir asker hüngür hüngür ağlıyor. Yüzü gözü dağılmış,
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma
Levi isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Veli bey teşekkürler yorumunuz için. Yazdığım metin kitabı yargılamak mıdır, çok emin değilim… Kitabın bir fikir kitabı olmaması, içinde bir fikir olmadığı anlamına gelmez. Kurgusal metinler de bir fikri savunabilir. Sartre’ın Bulantı’sında veya Kafka’nın Dava’sında vs gerçekten bir fikir olmadığını mı düşünüyorsunuz? Öte yandan bir roman bir duyguyu, bir düşünceyi harekete geçirmeyecekse, üzerinde konuşup tartışmayacaksak neden okuyoruz? Sadece anlatımına güzel veya kötü demek için mi? Romanların yazım tekniği, anlatımı, dili, kurgusu, karakteri ayrı ayrı üzerinde konuşup tartışmaya açıktır. Çok iyi yazılmış bir roman kişisel bakış açısında kötü bir fikri savunabilir. Mesela siz varoluşçu yaklaşımı benimsemiyorsanız Camus veya Sartre’ın bir romanı size hitap etmeyebilir. Bunun tam tersi de olabilir. Aytmatov benim en değer verdiğim yazarlardan biri. Elveda Gülsarı kitabına yaptığım inceleme de tamamen fikir odaklı. Keza Toprak Ana’ya yazdıklarım da öyle. Hayranlığımı kelimelere dökmekte zorlandım resmen o incelemeleri yazarken… Cemile’de ise aşk hikayesini güçlü bulmadım ya da abartılı buldum diyelim. Bana göre bir ihanet hikayesiydi. Teknik olarak da yine bana göre boşluklar vardı kitapta. Bu yüzden nispeten düşük puan verdim. Özetle, okuma eylemine ve kurgusal eserlere tamamen farklı pencerelerden bakıyoruz. Her okurun farklı bir okur karakteri olduğu için gayet doğal bu durum tabii ki. Yorumunuz için tekrardn teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim…