Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)

Necip G.

, bir kitap okudu
Puan vermedi·496 syf.·
81 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2022 23:42
·
2022 7. kitabı
Lev Tolstoy
8.8/10 · 25,9bin okunma
Osman Y. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Teşekkürler… Rusya’daki savaş bitene kadar ben de kitabı bitirmeyi planlıyorum:)
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
H.T isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Çok teşekkür ederim Hüseyin bey, çok naziksiniz. Farklı kitaplarda görüşmek dileğiyle. Keyifli okumalar…
Puan vermedi·183 syf.·
Beğendi
·
2022 17. kitabı
Kitap okuyan her okurun içinde az da olsa yazma isteği oluşur. Yazma işi ise göründüğü kadar kolay değildir. Son yıllarda ülkemizde yazarlık atölyeleri artmakta, 'yazar olabilirsin' tarzı kitaplar çok okunmaktadır. Genelde bu tür kitapları okuduğumuzda 'herkesin yazar olabileceği" vurgusu yapılır. Bu ne kadar doğrudur? Herkes kitap çıkarabilir ama herkes yazar ya da şair olamaz. Semih Gümüş'ün "Yazar Olabilir miyim?" kitabı benzerlerinden farklı olarak herkesin yazar olamayacağını ya da yazar olmanın o kadar kolay olamayacağını anlatan türden bir kitap. Semih Gümüş, yaratıcı yazarlığın bir ustadan öğrenilmeyeceği gibi yazarlık okullarında ya da atölyelerinde de öğrenilmeyeceğini savunuyor. Dahası, yazarlığın bireysel bir uğraş olduğu, yeni yazarın bir metnin nasıl yazılacağına ilişkin yolları kendisinin bulması gerektiğini dile getiriyor. Aynı zamanda yazarlığa giden yolun başında okumak gelir, hatta okumak yetmez, nitelikli okuma yapmak gerekir, diyor. Yani yazarlık, kitaplardan öğrenilir. Yazarın okulu, okuduğu kitaplardır. Peki neler okunmalı? Aslında bunun cevabı yok. Yazar adayının; okuduklarının, okuması gerekenlerin çok azı olduğunu ve okunmazsa olmaz pek çok yazarı daha okumadığını bilmesi gerekiyor. Yani her okuma, yazar adayının ne kadar eksik olduğunu görmesi açısından önemli. 30-40 kitap okuyup "tamam ben yazar oldum" diyerek yazmaya başlamak en büyük yanlış olsa gerek. Yaratıcı yazarın, dilini kusursuz bir şekilde kullanması gerektiğini söylüyor Semih Gümüş. Ayrıca dili temiz kullanan yazarların da mutlaka okunması gerektiğini söylüyor. Bu yazarları örnek olarak, Vus'at O. Bener, Tahsin Yücel, Adalet Ağaoğlu ve Cemil Kavukçu gibi isimleri veriyor. "Türkiye'de her üç kişiden beşi şairdir" demiş Aziz Nesin. Devrik cümlelerle aklındakileri yaz, biraz da
Yazar Olabilir miyim?Semih Gümüş · Notos Kitap · 2021249 okunma
Necip G. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Çok teşekkürler, bilmukabele Mustafa hocam… Eğer basılı veya dijital basın dünyası bir çeşit atölye olarak kabul görüyorsa o halde benim de bir atölye geçmişim olduğu doğrudur:) Sosyal medya etkileri daha kötüye gider mi konusu ise tabii çok daha kapsamlı bir konu. Kısaca özetlemek gerekirse, bağımlılık evresi bir yerde pik yaptı ve şu an sonuçları alma evresine geçtik. Bundan sonrası metaverse evreni gibi görünüyor. O tam olarak hayatımıza yerleşene kadar böyle devam eder. Sonra bambaşka şeyler konuşuyor olacağız zaten:) Umarım bugünlerimizi arayacak noktaya gelmeyiz… Tekrar teşekkürler, sağlıcakla kalın.
Puan vermedi·183 syf.·
Beğendi
·
2022 17. kitabı
Kitap okuyan her okurun içinde az da olsa yazma isteği oluşur. Yazma işi ise göründüğü kadar kolay değildir. Son yıllarda ülkemizde yazarlık atölyeleri artmakta, 'yazar olabilirsin' tarzı kitaplar çok okunmaktadır. Genelde bu tür kitapları okuduğumuzda 'herkesin yazar olabileceği" vurgusu yapılır. Bu ne kadar doğrudur? Herkes kitap çıkarabilir ama herkes yazar ya da şair olamaz. Semih Gümüş'ün "Yazar Olabilir miyim?" kitabı benzerlerinden farklı olarak herkesin yazar olamayacağını ya da yazar olmanın o kadar kolay olamayacağını anlatan türden bir kitap. Semih Gümüş, yaratıcı yazarlığın bir ustadan öğrenilmeyeceği gibi yazarlık okullarında ya da atölyelerinde de öğrenilmeyeceğini savunuyor. Dahası, yazarlığın bireysel bir uğraş olduğu, yeni yazarın bir metnin nasıl yazılacağına ilişkin yolları kendisinin bulması gerektiğini dile getiriyor. Aynı zamanda yazarlığa giden yolun başında okumak gelir, hatta okumak yetmez, nitelikli okuma yapmak gerekir, diyor. Yani yazarlık, kitaplardan öğrenilir. Yazarın okulu, okuduğu kitaplardır. Peki neler okunmalı? Aslında bunun cevabı yok. Yazar adayının; okuduklarının, okuması gerekenlerin çok azı olduğunu ve okunmazsa olmaz pek çok yazarı daha okumadığını bilmesi gerekiyor. Yani her okuma, yazar adayının ne kadar eksik olduğunu görmesi açısından önemli. 30-40 kitap okuyup "tamam ben yazar oldum" diyerek yazmaya başlamak en büyük yanlış olsa gerek. Yaratıcı yazarın, dilini kusursuz bir şekilde kullanması gerektiğini söylüyor Semih Gümüş. Ayrıca dili temiz kullanan yazarların da mutlaka okunması gerektiğini söylüyor. Bu yazarları örnek olarak, Vus'at O. Bener, Tahsin Yücel, Adalet Ağaoğlu ve Cemil Kavukçu gibi isimleri veriyor. "Türkiye'de her üç kişiden beşi şairdir" demiş Aziz Nesin. Devrik cümlelerle aklındakileri yaz, biraz da
Yazar Olabilir miyim?Semih Gümüş · Notos Kitap · 2021249 okunma
Necip G.
Mustafa hocam, emeklerinize sağlık öncelikle... Çok kapsamlı, dallı budaklı bir konuyu bu inceleme vesilesiyle çok güzel toparlamışsınız... Toplumsal yaşamda tekil bir meseleyi ele alırken bütünün içinde değerlendirmek gerekiyor bazen. Bu son dönemde 'kitap yayınlama' meselesine de böyle bakıyorum ben... Çünkü kitap yayınlayan insan sayısı kadar, müzik albümü yapan, yoga eğitmeni olan, gastronomi alanına girip aşçılık kursları alan ve burada sayamayacağım kadar çok farklı alanlarda 'uzmanlaşan' insanlara tanık oluyoruz. Alanlar farklı olsa da o insanları bu noktaya getiren motivasyonun aynı kaynaktan beslendiğini düşünüyorum. Sosyal medyanın ve diğer uyarıcıların insanın karar mekanizmasını ele geçirmesi ve toplumların birer 'performans toplumu'na dönüşmesinin sonuçlarından biri bu aslında... 'Sen yapabilirsin' olumlaması, farklı maskeler altında gün içerisinde aldığımız duyumlarla defalarca bilinçaltımıza işleniyor. Bizim gibi toplumlarda bireyler, kendini tanıma/bilme çabası göstermeye ihtiyaç duymadıkları için bu altı boş etiketleri çok daha kolay sahipleniyorlar. Dolayısıyla yazar, müzisyen, oyuncu, aşçı veya yoga eğitmeni olmak için bir 'kendini gerçekleştirme' süreci yaşamaya gerek duymuyorlar. Zaten atölyeler, gruplar, yaşam koçları, hocalar vs hemen bu aşamada imdada yetişerek kişinin o ihtiyaç duyduğu 'eğitimli imajı'nı cüzi bir ücret karşılığında ona veriyorlar. Nihayetinde, parasını verip bir kitap bastırmak veya single çıkartmak veya aşçılık sertifikası almak, 'ben yapabilirimci-gerekli atölye eğitimi almış-cebinde biraz parası olan' bir birey için hiç de zor olmuyor... Mustafa hocam kusura bakmayın yorum biraz uzamış:) Çok sık giremiyorum siteye, sabah sizin bu değerli incelenize denk gelince bir anda eski günlere döndüm:) Bize böyle bir beyin fırtınası yapma fırsatı verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim. Keyifli okumalar...
“Hayatı boyunca daha büyük bir şeyin hayalini kurmuştu lakin önüne hiç fırsat çıkmamıştı. Eğer kader ona bir imkan tanımayacaksa neden kendisine bu arzu verilmişti?”
Sayfa 103 - Ketebe Yayınları, 1.Baskı (Aralık 2020), Ç: İbrahim Hakan Aydoğan, Azra Blekiç Aydoğan·Kitabı okudu
Selman Ç. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Olmadığı tecrübeyle sabit diye düşünüyorum:)