Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
6/10
·80 syf.··
2018 6. kitabı
Bu inceleme yer yer SPOILER içerebilir arkadaşlar. Bilginiz olsun... Bir gün Fransız Şair Louis Aragon kuyuya bir taş atmış ve demiş ki; 'Cemile, dünyanın en güzel aşk hikayesidir.' O taş şimdilik kuyunun dibinde kalsın bir süre... O esnada ben size kısaca başka bir hikayeden bahsedeyim... Ben askerliğimi 2007 yılında kısa dönem olarak yaptım. Bölüğümde benim gibi kısa dönem askerlerle, henüz 19-20 yaşlarındaki uzun dönem askerler aynı koğuşu paylaşıyorduk. Başta bu iki grup pek birbirine ısınamasa da askerliğin doğal ortamında zamanla buzlar eridi, abi-kardeş gibi olduk. Bu kardeşlerimizin hepsi gözü pek, dayanıklı, kolay kolay yılmayan çocuklardı. Genç yaşlarına rağmen aralarında evli olan hatta çocuk sahibi olanlar vardı. Diğerlerinin de memlekette mutlaka bir sevgilisi olurdu. Gece olunca ve tüm işler bitince kendi köşelerine çekilirler, gizledikleri telefonları ortaya çıkarıp saatlerce sevdikleriyle konuşurlardı. Onların gün içinde aldığı tek nefes işte bu telefon konuşmalarıydı. Her türlü ağır işin, zorluğun altından kalkabilen çocukların hayata dair tek bir korkuları vardı; onlar askerdeyken sevgililerinin onları terk edeceği korkusu... Bakın bu konuda inanın bana en ufak bir mübalağa yapmıyorum. Alın savaşa götürün koşa koşa gelirler. Sabahtan akşama kadar yerden izmarit toplarlar, moloz taşırlar, duvar örerler, kilometrelerce koşarlar, sürünürler ama bana mısın demezler. Hassas oldukları, zayıf düştükleri tek konu budur! Nöbetçi olduğum bir gece tek tek koğuşları geziyordum. En son kendi koğuşuma geldi sıra. İçeri girdiğimde bir yatağın baş ucunda toplanmış bir kalabalık gördüm. Başta kavga çıktı sandım. Hızlıca kalabalığa doğru ilerledim ve kendime yol açtım. Gördüğüm manzara şuydu: yatağın ortasında bir asker hüngür hüngür ağlıyor. Yüzü gözü dağılmış,
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,6bin okunma
Tuğba isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Tuğba hanım incelemede de bahsettiğim gibi okurlar ikiye bölünmüş bu kitapta. Ve sizin de vurguladığınız gibi Aytmatov’un Danyar-Cemile tarafında olduğunu ve yönlendirmelerini es geçemeyiz. Yine de kendi bakış açımız doğrultusunda bu aşkı yorumlamak veya eleştirmek de en tabii hakkımız. Bu doğrultuda, benzer bir bakış açısına sahip olduğumuz için mutluyum:) Ayırdığınız vakit ve katkınız için ben teşekkür ederim. Keyifli okumalar dilerim...
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Boşver beni mühim değilim, bu onun hikayesi...
Puan vermedi·236 syf.·
2021 29. kitabı
Düşkün kadın temasını daha önce Mihnetkeşan öyküsünde ele alan Ahmet Mithat, aynı temaya bu kez bir romanla yeniden dönüş yapmış ve sorunu daha etraflıca incelemiştir. Romanda geceyi geçirme mecburiyetiyle geneleve sığınan Ahmet Efendi Kalyopi’yle tanışır ve onun hikâyesini dinlemek ister. Tanzimat edebiyatında “ahlaksız kadın” tipi çokça işlenmiş olmakla birlikte bu kadınlar erkekleri yoldan çıkaran, onların hayatını karartan kadınlardır. Toplumun katı kurallarının önüne geçerek düşen kadının gerçek hikâyesini araştırmak, ona acımak, onu kurtarmaya çalışmak edebiyatımıza Ahmet Mithat ile girmiştir ki bence dönemine göre yaptığı şey oldukça cesurca. Aslında Ahmet Mithat’ın kadın sorunlarına eğildiği ilk eseri bu değildir. Örneğin Felsefe-i Zenan isimli öyküsünde evlilikte kadınların ezilmeleri, erkeklerin sadakatsizlikleri üzerinde durur; erkek egemen evlilik hayatını açıkça eleştirir. Karı Koca Masalı’nda erkeğe “âşık” ve kadına âşık olunan anlamındaki “maşuka” sıfatlarının verilmesini cinsiyetçi bularak eleştirir. Bu kadını pasifleştiren bir yaklaşımdır, âşık olma ve olunma hali hem erkek hem de kadın için geçerlidir. En önemlisi de Ahmet Mithat, ilk kadın romancımız sayılan Fatma Aliye'ye yazarlık konusunda çok destek olmuştur. Ancak gençliğinde kadınların toplumdaki konumu konusunda daha açık fikirli ve yenilikçi olan yazarın, 1890'lı yıllarda kadın özgürlüğü konusunda tutuculaşmaya başladığı görülmektedir. Bu yıllarda Osmanlı'da kadınların bazı hakları elde etmeleri yazara, bunun ahlaki zafiyetlere yol açabileceğini ve "feminizm" denen şeye doğru gidebileceğini düşündürmüştür. Fatma Aliye'ye bir yandan destek olurken bir yandan da ona çeşitli sınırlar koymaya çalışmıştır. Ona yazdığı mektuplarda kadınların şiir yazmasını, felsefe ve tarihle ilgilenmesini hoş
Henüz 17 YaşındaAhmet Mithat Efendi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,435 okunma
Necip G.
Teoman’ın 17 adlı şarkısı, 1980’de 17 yaşında idam edilen Erdal Eren için yazılıp bestelenmiştir. Aynı zamanda Erdal Eren, Teoman’ın akrabasıdır. Sadece incelemede geçtiği için not olarak ekledim bu ayrıntıyı. Onun ötesinde şarkılar zamansız ve evrenseldir. Bir başka niyetle yazılsa dahi bambaşka bir yerde bambaşka bir duyguya da hitap edebilir tabii ki... Öte yandan, incelemen vasıtasıyla Ahmet Mithat’ın farklı bir yönünü de öğrenmiş oldum. Eserlerinde kadın konusunu bu kadar işlediğini bilmiyordum. (Okuduğum tek eseri Felatun Bey ve Rakım Efendi tam tersine iki erkeğin hikayesi üzerine döndüğü için öyle bir algı bırakmış olabilir) Dönemine göre oldukça cesur ele almış konuları... Bu faydalı inceleme için teşekkürler. Emeklerine sağlık. Keyifli okumalar dilerim...
Derler ki; “Taklitler asıllarını yaşatır”
6/10
·267 syf.··
2021 31. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2021 23:32
Kitap okuma durumunun altına küçük bir yorum yazacaktım ama kitaba dair incelemeler bölümünde eleştirel bir inceleme olmadığı için bu kısa yorumu çeşit olması açısından inceleme alanına kaydetmeye karar verdim. Kitap çok övgü alan bir kitap ve zaten puanından ve diğer incelemelerden de anlayabilirsiniz. Ancak bana göre kötü bir İhsan Oktay Anar taklidi. Zaten Uzun İhsan Efendi’ye atıf var kitabın bir yerinde. Belli ki Anar’ın bütün kitapları hatmedilmiş. Özellikle onun özgün üslubuna yaklaşmak için baya çaba harcanmış. Büyülü gerçeklik, mizah, siyaset, yalan, gerçek, tarih, felsefe, edebiyat ve günümüz konu ve nesnelerine çeşitli göndermeler var. Biraz da bu yüzden beni yordu okurken. Eldeki tüm malzeleri tek seferde kullanıp yemek yapmak gibi... Acı, ekşi, tatlı, tuzlu karışık bir tat bıraktı... Ve özellikle son bölümlerin biraz fazla uzatıldığını düşünüyorum. Yazar bir türlü vedalaşamamış kitabıyla. Sanki üç adet son bölümü var gibi... Kitap kimi zaman savruluyor bazı yerlerde toparlanıyor ama bir türlü iki ayağı üzerinde duramıyor. Eğer herhangi bir İ.O. Anar kitabı okumadıysanız bu kitap size oldukça orjinal, eğlenceli ve keyifli gelebilir. Ancak ben kitap bittiğinde ‘keşke bu kitaba harcadığım zamanı henüz okumadığım bir İ.O. Anar kitabına harcasaydım’ diye yakındım kendi içimde:) Bundan sonrası her okurun tercihine kalmış. Herkese keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat
KapalıçarşıFuat Sevimay · Hep Kitap · 2017538 okunma
Oblomovzede isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Teşekkürler. Çok inceleme sayılmaz, daha çok kitaba dair aklımda kalanları paylaşmak istedim. Keyifli okumalar...
Bu Hayattaki En Kıymetlime...
10/10
·115 syf.··
2020 95. kitabı
Kemoterapi aldığın dönem, yanında refakatçi olarak kaldığımda kafam dağılsın diye elime almıştım bu kitabı hatırlar mısın? Gülerek okuyordum onu, “Modern Bir Sıdıka Hikâyesi” demiştim sana. Ta ki son bölümüne kadar. Kitabın kapağını ağlayarak kapattığımda yanımda uyuyordun. Başımıza geleceklerden habersiz şekilde “Çok şükür yanımdasın, çok şükür haftaya son kürünü alıp evimize gideceğiz. Evimize kavuşacağız” demiştim. Sonra... Sonra kemoterapi yüzünden savunmasız vücudunun zatürre olması, oksijen yetmezliği, oksijen makinesine bağlanman, buz gibi yoğun bakım odası, hastane mikrobu kapman, entübe edilmen, doktorların kendinizi hazırlayın cümleleri, tek tek iflas eden organların, her telefon çaldığında korkarak açmam ve yoğun bakımın önünde beklerken buz gibi bir “başınız sağ olsun” cümlesi... Hastane odasına seninle girdiğim bu kitapla ordan sensiz ayrıldım... 3 yıl oldu... Ellerinin kokusu hala burnumda. Ne vakit biraz kontrolümü kaybetsem burnumdaki sızıyla beraber ağlarken buluyorum kendimi. Bazı geceler hasret nefesimi kesecek kadar ağır geliyor, dünyam duruyor. Sonra sabah oluyor ve kaldığım yerden devam ediyorum. Gerçek bir acıyı sahiplenmek, sindirmek ve onunla yaşamak zor zanaatmış; günbegün öğreniyorum. Ne vakit hafifleyecek içimin sızısı; kaç yıl sonra alışacağım sensizliğe, kaç ay sonra ağlamayacağım artık hiçbir fikrim yok. Kavuşmak için daha kaç zaman var anne? Özleminle kavrulacak, gözümün önünden gitmeyen o son yoğun bakımdaki halinle yaşayacak daha kaç yılım var söylesene. Sensiz ve buruk geçecek daha kaç anneler günü, kaç bayram kaldı ömrümde? Kitaba gelecek olursak “Modern Bir Sıdıka Hikâyesi” demek çok doğru olur. Elinize aldığınızda bir çırpıda biten, yer yer güldüren, son sayfalarında bol bol ağlatan bir kitap. Aslında pek bir
Edebiyat
Ev AnasıBirgül Özcan · Sel Yayıncılık · 2016315 okunma
Necip G.
:( Öncelikle bu vesileyle sevgili annene Allah’tan rahmet dilerim. Seninle konuşmuştuk bu konuları Büşra, o yüzden lafı fazla uzatmayacağım. Bu acıyı birebir tecrübe eden biriyim. Bu yıl , 10 gün sonra 24. yıl olacak... Acılar zamanla yerini anılara bırakacaktır... Bu bir normalleşme değil tabii ki, sadece zorunlu bir dönüşüm. Onunla olan ilişkini hatıralara devredip orada kaldığınız yerden yine beraber yaşamaya devam edeceksiniz. Lütfen yazmaya devam et... Sevgiler...