Native Content Manager @ Demirören Medya
“Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel)
"Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yeni bir yazar keşfetmenin mutluluğu içindeyim. Çok bilinmeyen unutulmaya yüz tutmuş Selçuk Baran, gerçekten okunmayı hak ediyor. Neden az okunduğunu anlamış değilim. Oğuz Atay gibi o da döneminde okunmuyor. Bu durumu şu sözleriyle dile getiriyor:
"Yazı yazmayı son iki yıldır bıraktım. Nedeni de, Türk okuyucusuna bir türlü ulaşamam, bu yüzden de okunamamam.( ...) Demek ki ben okuruma yakın olmayı beceremedim, bu yüzden çekilmeye yöneldim.Gerçi insan başkaları için değil, kendisi için yazar."
Maalesef ki Selçuk Baran, günümüzde de okunmuyor. Elimden geldiğince onu ve eserlerini burada tanıtmaya çalışacağım.
Bir Solgun Adam'da, emekli bankacı Mehmet Taşcı'nın işini ve ailesini bırakıp bir çatı evinde yalnız başına yaşaması anlatılıyor. Mehmet Taşcı'nın başından geçen olayları hem günlüğünden okuyoruz hem de 3.tekil kişi anlatımıyla ona dışardan bakıyoruz . Bu anlatım, benim çok hoşuma gitti. Aylak ve tutunamayan bir karakter olan Mehmet Taşçı, aslında hayatı, insanları seviyor. Tam bir tutunamayan değil. Daha çok aylaklık var. Altını çizdiğim çok cümle oldu ve beni çok dinlendiren bir okuma oldu. Hani bazen her şeyi bırakıp gitmek isteriz. Farklı hayatlar, farklı insanlar ve farklı yerler görmek isteriz.İşte tüm bunları Mehmet Taşçı yapıyor. Her satırda onun yalnızlığını okuyoruz:
"Yorgunum...Yalnızım...Ya da bilmediğim bir hastalığa yakalandım."
Kitaplara tutunanlardan :
"Kimsem yok...Hiçbir şeyim yok, kitap raflarında duran üç beş tozlu kitaptan başka."
Yavaş yavaş akan ve dinleneceğiniz Bir Solgun Adam'a lütfen şans verin. Umarım Selçuk Baran edebiyatımızda hak ettiği yere gelir.
Bir Solgun AdamSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 20101,161 okunma
Daha fazla dayanamayıp yarım bıraktım kitabı. Tahsin Yücel tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Abartılı bir anlatımla konuyu gereksiz yere uzatmak bir yere kadar normal karşılanabilir ama bir yerden sonra gerçekten çekilmez bir boyuta ulaşıyor.
Genç yaşında görücü usulü bir evlilikle köyden şehre göç eden bir kadın var. Kocası kapıcı, kendisi de hem ona yardım ediyor hem de gündelikçilik yapıyor. Sonra hayatında ilk defa buzdolabı görüyor(?) ve son 50-60 sayfa onun buzdolabına olan hayranlığı, eve buzdolabı alması ve puta tapar gibi tüm hayatını o buzdolabı üzerine kurması şeklinde geçiyor... Kocasının ve çocuklarının buzdolabının kapağını açmasına dahi izin vermiyor vs...
Bir yerde biter diye sabırla okuyorsunuz ama bitmiyor. Buzdolabı virali gibi bir kitap:) Öte yandan öz Türkçe kullanma hevesiyle bütün anlatımı bozan kelime ve cümlelerin kullanılması kitaba daha da yabancılaştırdı beni. Örneğin,
“Gün boyunca belki kırk kez imgeleminde canlandırdığı edimi gerçekleştirmek üzere...” şeklinde ifadeler var kitapta.
Tahsin Yücel’i çevirmen kimliğiyle tanıyordum. İyi bir çevirmen olduğunu bildiğim için daha yakından tanımak adına bir romanına şans vermek istedim ama netice itibariyle zihnimde çevirmen kimliği ile yaşamaya devam ederse çok daha iyi olacağını anlamış bulunuyorum:)
Herkese keyifli okumalar dilerim...
Kumru ile KumruTahsin Yücel · Can Yayınları · 20181,923 okunma
“Sosyal ağlardaki “arkadaşlar”ın başlıca işlevi, bir meta gibi sergilenen Ego’ya tüketici olarak dikkatlerini yönelterek, kişinin narsistik Ben duygusunu artırmaktır.”