Aşk, kendiliğinden bitip büyüyen bir ağaç gibidir, köklerini varlığımızın en derinlerine salar, çoğu kez harabeye dönmüş bir yürekte bile yeşermeye devam eder.
Roman boyunca birkaç farklı isim kullanan Edmond'un, kariyerini kıskanan arkadaşları tarafından suçsuz yere hapse mahkum edildikten sonraki intikam yolculuğu ele alınmaktadır. Edmond önce farklı kimliklere bürünerek onu bu adaletsizlkten kurtarmaya çalışan dostlarını ödüllendirir ardından bu adaletsizliğe neden olanları cezalandırır. Hapiste iletişime geçtiği bir bilginden edindiği bilgileri ve hapisten kurtulduktan sonra Monte Kristo adasına gömülü hazineyi elde etmesi ile kendini Tanrı tarafından hak dağıtma iradesiyle donatılmış hisseden Edmond'un başına gelenleri okurken sık sık yaptıklarını Tanrı için mi yoksa kendi bencil intikamı için mi yapıyor arada kalıyorsunuz. İki cilt olmasına rağmen yazımının akıcı olduğu ve hiçbir karakterin atıl kalmış hissettirmediği bir başyapıt.
Kötü bir düşünce yanlış bir yorumlamadan doğmadıkça insan doğası suç işlemekten tiksinir. Yine de, uygarlık bazen iyi niyetli içgüdülerimizi bastırıp bizi kötülüğe sürükleyen ihtiyaçlarla, günahlarla ve yapmacık arzularla donattı.
Balıkçılar ve onların tayfaları başta olmak üzere sıradan insanların hayatlarının sohbet dilinde anlatıldığı hkayelerle dolu bir kitap. Ancak benim en sevdiğim iki hikaye rant elde etme ile hırsı ile kamusal alanların nasıl tahrip olduğunu anlatan "Radyoaktiviteli Hikaye" ve "Korentli Bir Hikaye" hikayeleri oldu. Halkın ve özellikle işçilerin başrolde olduğu samimi bir eser.
1930'lu yıllarda yaşanan kuraklık nedeniyle zaten karın tokluğuna çalışan Arizonalı çiftçi aile, aynı yıllarda yaşanan küresel ekonomik bunalıma bankaların yoksul eyaletlerindeki topraklara ücretli işçilere işletmek amacıyla el koyması nedeniyle topraksız kalmıştır. Eserde tüm eşyalarını büyük bir kamyona yükleyip hayatta kalmak amacıyla California'da iş bulmaya yola çıkan bu ve diğer ailenin başından geçenler anlatılır. Yolculuk esnasında kıt olan paralarını idareli kullanmaya çalışmanın stresinin yanında kimi aile üyesi can verirken kimi de aileyi ardına bakmadan terk eder. Kimi zaman yol kenarında kimi zaman nehir kenarında, kimi zamansa sayısı az hükümet evlerinden birinde kalırlar ancak daima mücadele halindedirler. Açlığın yanında sevdikleri insanların ölülerini bir yabancıymışçasına yol kenarlarına gömmenin acısıyla da mücadele ederler. California'da iş bulduklarında bile hayatta kalmak için çalışmayı isteyen öyle çok aile vardır ki ücretler bir ailenin asgari yaşam koşullarını bile karşılamayacak durumdadır. Üstelik işverenler bu göçmen aileleri dışlamakta, onları insandışılaştırmakta ve onlara Okieler (Oklahoma göçmeni anlamına gelmektedir) olarak hitap etmektedirler. Eser Amerika'daki ekonomik krize bakışı bir kez olsun bankerlerin gözünden değil, çiftçi ailelerin gözünden bakmamızı sağlamaktadır. Buna binaen Steinbeck kitap içinde 3-4 sayfalık bölümlerde çok sıradan doğa olaylarının veya mekanların tasvirini yapmaktadır. Bunun sebebi ise bu kitabın gerçekten halkı ve onun yaşayışını anlatmak istemesidir. Ancak yer yer bir araba tamirinin bile en detaylı şekilde anlatılması nadiren de olsa okurken sıkılmanıza neden olabilir. Tüm yanlarıyla bu eser Amerika halkının 1929 bunalımı sonrasındaki yeni normalini tüm yanlarıyla başarılı şekilde ele alan neredeyse