Çok katmanlı bir roman.. Hemen bir bakışta anlaşılacak bir eser değil öncelikle.
Romanın kahramanı Yonğhe, bir rüya görüyor ve vejeteryan olmaya karar verdiğini söylüyor.Oysa eşi kahvaltıda bile et yiyor.Et kullanımı çok yaygın yemeklerde Kore’de.
Ailesi bu karara büyük tepki veriyor.Zorla et yedirmeye çalışıyorlar.Bunun üzerine intihar girişiminde bulunuyor. Hastanede kalıyor. Eşinden ayrılıyor.Ablasının eşiyle bir fiziksel ilişkisi oluyor ancak bu sanki bilinçdışı. Vejeteryanlıktan anoreksiye dönüşüyor eylemi. Yemeyi reddediyor ve bir kliniğe yatırılıyor.
İlk başta çok akıcı bir hikaye gibi durmuyor ama irdelendiğinde yazarın bir dantela gibi işlediğini görüyoruz romanı. Üç bölümden oluşan bir eser. Romandan çok novella gibi.
Onsekiz yaşına kadar babasından şiddet gören biri Yonğhe,
Birinci bölümde hikaye, kocasının ağzından veriliyor. Ve kadın, dünyanın en sıradan kadını olarak görülüyor onun gözünden.Bu kadının en sıradışı özelliği sütyen takmaması. Ne kadar ilginç değil mi? Bu kadın yazarın, kadınlara dayatılan güzellik anlayışına bir başkaldırı mesajı olduğunu düşündürttü bana.
Çünkü Yonğhe,hayvan öldürülmesini şiddet olarak gördüğü için vejetaryenliği seçiyor.
Eserde birçok yerde şiddete gönderme var.Yonğhe ince bir ruhlu bir kadın ve bu şiddet dolu dünyada ağaç olmak istiyor. Ve verdiği mesaj da şiddetli bir mesaj oluyor aslında. Kendini yok etmek. Elinden hiçbirşey gelemeyen insanın cevabı.
Belki de asla gerçekten var olamayan bir kadın( babasından şiddet gören, kocası tarafından görülmeyen kadın), ağaca dönüşerek kendini tekrar var etmeye çalışıyor.
İnsanı etkileyen, derin trajediyle insanın içine işleyen bir eser Vejeteryan…
Dili için de çevirmenin hakkını teslim etmek gerekiyor.
Konusundan bahsetsem de okumadan asla anlaşılamayacak kitaplardan..
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
Çok sıkılmadan okuyacağınız küçük bir kitap.. Kahramanların nasıl yoksul, nasıl çaresiz olduklarına üzülüyorsunuz. Ama aslında yoksul ve çaresiz görünen bu insanların asıl zincirlerinin iliklerine kadar işlenen “işçisin sen işçi kal” propogandası olduğunu düşündüm.
Bu yüzden sömürgecilik, başlıbaşına bir politika..
İşin bugüne ve bize bakan yönüne gelirsek ise kapitalizm, ülkemize özel belki de din insanların bulundukları sosyal sınıftan artık bir üst sınıfa çıkamayacakları ücretli köleler olarak hayatlarını devam ettirecekleri algısını güçlendiriyor olabilir mi? Bir zamanlar bunun eğitim gibi son derece erdemli bir yolu olduğu hatta bunun işe yaradığı düşünülürken bugün gelinen noktada kumarda bile daha çok şans aranması hazin değil mi?
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma