Bu tür hikâyeleri yazmaktan zevk alsam da sonunda üzüldüğümü fark ediyordum. Çünkü ben ne kadar güzel şeyler hayal edersem edeyim gerçek hayatta bunları yaşayamayacağımı hatırlıyordum.
"Seni sevmenin en ince yanı ne biliyor musun? Hâlâ sevebiliyor insan, kalbi hiç kırılmamış gibi... Sen bensiz yaşıyorsun da ben sensiz ölemiyorum bile inan ki..."
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman bütün tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbirleriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu.