Gerçek olamayacak kadar güzel, sarp kayalıklarda bir avuç topraktan fışkıran çiçeğe benzeyen kardeşim.. Direnmeye ondan öğrendim. Birbirimize benzemesek de ikimizin de bu dünyada varoluş sebebimiz aynı. Birbirimize ömür boyu arka çıkmak..
Taze sıkılmış portakal suyunun tadına. Bir incir. Gördüğün bir çiçek. Müzik sesi. Yere vuran bir ışık demeti. Kediler, köpekler, keçiler, kertenkeleler, yunuslar. Harrison Ford'un yüzü. Bunların hiçbirinin olmadığı bir gezegenden geldiğini düşünsene. Her şey nasıl da heyecan verirdi. Bir günbatımı resmine asla klişe gözüyle bakmazdık. Bağda bahçede yapılan sıradan bir yürüyüş ütopyaya dönüşürdü. Sıcak bir günde serin bir rüzgar estiğinde piyangoyu kazanmış gibi olurduk. Kuş şakımalarının her biri bize senfoni gibi gelirdi..
Bunca korku, vehim ve yasak... Öyle insanlar var ki, her Ramazan sektirmeden oruç tutar, her bayramda günahlarının kefareti için kınalı koyun keser, hacca umreye gider, günde beş vakit alnı secdeye değer ama yüreğinde ne sevgiye yer vardır, ne merhamete. Bre adam, o zaman ne demeye uğraşır durursun ki? Aşksız inanç olur mu? Sevmeden ve sevilmeden, habire bir şeylere söylenip homurdanarak iman etmek mümkün mü?