Tarihi hadiseleri, olayları yeniden, tekrar tekrar okumak insan ve toplum hafızasının yeniden canlanması için önemlidir. Tarih, ait olduğu toplumun hafızasıdır. Tarihten doğru sonuçlar çıkarmak için tarihi doğru okumak gerekir. Günümüzde tarihi bir mesele tartışılırken, ilgili konu o meseleyi ele alan kişinin veya tarihçinin ideolojisinden, inancından, beklentilerinden, öznel bakış açısından şüphesiz etkileniyor. Tarih bilimi bir laboratuar bilimi olmadığı için kimi zaman öznel bir hikâyeye dönebiliyor. Yanı olayı farklı milletler, farklı ülkeler veya gruplar farklı değerlendirebiliyor.
Görüyoruz ki yazar dinimizi ısrarla “savaş dini” Peygamber Efendimizi de “Savaşçı” olarak anlatmaya gayret ediyor. Ben bu konuda yazara katılmıyorum. Savaş olgusu insan doğasında vardır. Barış zamanında barış savaş zamanında savaş yapılır. Bazılarının söylediği gibi Savaş üzerine kurulu bir ne din ne de ideoloji vardır. Ama her zaman savaşa hazır, dik ve güçlü durulur. Dosta güven düşmana korku verilir ama fiili bir savaş yoksa bizim dinimiz savaş dinidir deyip savaşacak cephe aranmaz. Bugün İslami terör örgütleri evet belki sahte örgütler temelde İslami değiller ama üyelerinin arasında gerçekten İslam adına savaştığını zannedenler var. Bu kişiler işte hayallerinde hiç son bulmamış olan cihad adına savaş veriyorlar. Halbuki gerçek savaş gerçek cihad Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde söylediği gibi; “Gerçek mücahit nefsiyle cihat edendir”(Tirmizî, Fedâiu'l-Cihad, buyurarak, cihadın en büyük ve en geniş alanının nefisle yapılan bölüm olduğunu ifade ediyor. Bu hadis-i şeriften de anlaşıldığı gibi cihadın onda dokuzu Allah'ın (cc) dinini yaşamak ve insanlara tebliğ etmektir
İslamiyet, barış dinidir. "Silm, selamet, selam..." gibi barış, güvenlik bildiren kelimeler, "İslam"