hiçbir şey orijinal değildir.
hayalgücünüzü gazlayan, sizi ilhamla titreştiren heryerden çalın.
eski filmlerden, yeni filmlerden, müzikten, kitaplardan, resimlerden, fotoğraflardan, şiirlerden, rüyalardan, rastgele sohbetlerden, mimariden, köprülerden, tabelalardan, ağaçlardan, bulutlardan, sulak havzalardan, ışık ve gölgelerden beslenin.
sadece ve sadece ruhunuza seslenen şeyleri malzeme alın.
bunu yaparsanız işiniz (ve hırsızlığınız) özgün olur.
özgünlük paha biçilmez, orijinallik safsatadır.
bunları yaptıktan sonra da hırsızlığınızı saklamakla uğraşmayın, tam tersine değerini bilin.
jean-luc godard’ın “nerden aldığınız değil, nereye götürdüğünüz önemlidir.” sözünü hep aklınızda tutun.
bir hastanın iyileştiğini nasıl anlarız?
hayatın ayrılmaz ve gerekli bir parçası olarak bir miktar ıstırap hep kalır. üstelik ıstırap olmaksızın yaşamak, tam olarak yaşamak da değildir.
iyileşmiş olan kişi, kaybetmenin hiçbir zaman her şeyi kaybetmek olmadığını öğrenmiş olan kişidir; çünkü yaşadığımız sürece, hiçbir zaman her şeyi kaybetmeyiz. varoluşun karşı konulamaz sınamalarını kat etmek için gerekli olan en önemli beceri budur.
iyileşmek, geçmişte olduğumuz çocuğu sevmek ve hâlâ bizimle olduğunu kabul etmektir.
ilişkisel anlaşmazlıkları yönetmeyi, uzlaşabilmeyi, sevdiğine ve sevgisine sahip çıkabilmeyi ve yakınlarıyla ilgilenebilmeyi öğrenmiş olan kişidir.
sorunun yaşadığı olay değil, onu deneyimleme biçimi olduğunu anlamıştır.
hiçbir şeyin sonsuz, mutlak ya da tam olmadığını, üstelik kendisinde hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğimiz kaynaklar barındırdığını anlamıştır. çünkü iyileşmek, trajik dahi olsa beklenmeyenle karşılaştığımızda ona yeniden uyum sağlamayı bilmek ve harekete geçme becerisini yeniden bulabilmektir."
"ruhlarında özgür olan yalnızlar bilirler, kendilerine hep şu veya bu şey içinde, kendilerinin düşünüş tarzından farklı olan bir görünüm vermek zorundadırlar; "gerçek"ten ve dürüstlükten başka bir şey istememelerine rağmen, bir yanlış anlamalar ağına bulaşırlar. ve güçlü arzularına rağmen, yaptıkları her şeyin üzerine, bir sahte fikirler, kolaya kaçma, yarı yolda verilen ödünler, göz yuman sessizlik ve yanlış yorumlamalar sisinin çökmesini engelleyemezler. böylece onların tepelerinin etrafında melankoli bulutları kümelenir; çünkü böyle tipler görünüm zorunluluğundan, ölümden nefret ettiklerinden daha çok nefret ederler ve onların bu konudaki inatçı keskinliği onları değişken ve tehlikeli hale getirir."