bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır…
edip cansever/umuş
dârülfünun’dan yeni mezun olan ahmet hamdi tanpınar gönüllü olarak erzurum’da hocalık yapmak ister.
gitmeden evvel necip fazıl’a (kısakürek):
-erzurum’a gidiyorum. sen orada bulundun, nasıl bir yer?
necip fazıl: ne bekliyorsun ki, nasıl diye soruyorsun?
tanpınar: mesela içinden geçerken piyano sesi duyulan sokağı yok mu?
kaynak:galip tahiroğlu