Geçmişten mektuplar, yazım dili, kurgu genel olarak iyiydi ama siyasi mesajlarından çok bunaldım. O kadar sağ sol yorumu okumak istesem ona göre bir kitap alır okurdum zaten.
Kitap boyunca yaşlı bir adamın ya da asosyal bir arkadaşın toplumsal eleştirilerini dinler gibi hissettim. Yer yer haklı ancak sıkıcı. Yazar bir uzmanmış hissi gelmedi maalesef. Kesin doğruymuş gibi sunduğu bilgilerin arkasında kendisi gibi düşünen insanlardan aldığı alıntılar dışında bir şey de göremedim. Kitap mı okudum kafamda gündüz düşleri varken göz egzersizi mi yaptım bilemiyorum. Sevenler olabilir ama bana hiç hitap etmedi.
Osmanlının yıkılış dönemi, savaşlar, balkanlardan göç olaylarını balkanlarda yaşayan önemli sayılabilecek bir aile açısından anlatıyor. Savaştan öncesi dönem bir ailenin kendi içerisindeki sorunları, çocukları ve damadıyla arasındaki sorunlar, nesiller arasındaki siyasi görüş farkı gibi konular varken savaştan sonra her şey dramatikleşiyor. Sonlarda çok fazla ölüm var. Özellikle birisine keşke savaşta şehit olsaydı dedim. Savaş sonrası sayfalarda da toplum içerisindeki sorunlar anlatılmaya devam ediyor çünkü. Cephe, savaş anlatımı pek yok.
Cumhuriyete geçişte özgürlüğü gören halkın nasıl sapıttığını görmemiz için yazılmış sanırım kitap. Okudum da niye okudum, niye yazılmış pek anlam veremedim. Dili basitti anlaşılması zor değil aslında sadece bir yere varmadı konu.
Nihal Atsız'ın okuduğum 3.kitabı. Ruh Adam'ı çoğu okurun aksine pek beğenmemiştim. İyiki orada pes etmeyip Bozkurtlar ve Deli Kurt'u okumuşum. Konusu da anlatımı da ilgi çekici. Tavsiye ederim.