Aşkı zehir olarak tanımlayanların kitabı. Dolayısıyla benim kitabım değil.
Yazar, memleket insanının birbirinden pek ayrı gayrı düştüğünden dem vurmuş ve bu ayrı düşenleri bir araya getirmek için acıyı temel alan hikayeler kaleme almış. Yeşilçam filmleriymiş bizi bir arada tutan. Daha doğrusu oradaki acı dolu hayatlar bizim ortak noktamızmış. Olabilir mi? Elbette. Sonuçta merhametli bir milletiz. Acı nedir biliriz. Yaşamasak da içimizde bir yerde o inceliğin tohumu mevcuttur. Buna seslenmek istemiş yazar ve fakat öyle aşırıya kaçmış ki acıdan haz duyan bir yapıya bürünmüş. Hastalık yahu. Delilik. Seviyorsun söylemiyorsun. Söyleyemiyorsun değil söylemiyorsun. Sonra kahrından ölüyorsun. Kötü yola düşmüyor, kötü yola gidiyorsun gibi. Hasta oluyorsun ama doktora gitmiyorsun gibi. Neden? Çünkü acı çekmen gerek. Acı çektirmen de. Mazoşizm bir nevi. Böyle düşünmek işten değil. Velhasıl, arabesk hayatlar bana göre değil.
İçerik olarak kısa kısa öykülerden müteşekkil bir kitap. Yer yer kendini tekrar etse de okunabilir. Öyküler epey kısa olduğu için edebi zevk tatmak pek olası değil. Bir elim olay var, bu kadar. Elbette altını çizdiğim kimi cümleler oldu. Sizin de olacaktır.
İyi okumalar.