Onur Um

Onur Um
@OnrUm
Gazeteci
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik/Bilişim İhtisas
İzmir
İzmir
13 okur puanı
Eylül 2020 tarihinde katıldı
Dünya yoğurdu keşfederken Osmanlı Devleti elindeki hazineden habersizdi. Ama bir Osmanlı konuya vakıf oldu... Isaac Carasso (İshak Karasu) 1874 Selanik doğumlu Sefarad Yahudi'siydi. Osmanlı, Selanik'i 1912'de kaybedince "atalarının yurdu" İspanya'ya göçtü. Birçok küçük çocuğun sindirim ve bağırsak problemleri yaşadığını fark etti. Ekşi sütü / yoğurdu popüler hale getiren Metchnikoff'tan esinlenerek, -Selanik'te bu tür hastalıkların yoğurtla tedavi edildiğini biliyordu- Bulgaristan'dan kültürler ithal etti. Bunları Pasteur Enstitüsü'nde Metchnikoff'a götürdü, "patent" hakkını aldı. Yoğurdu başlangıçta eczanelerde ilaç olarak sattı. Oğlu Daniel'in, Katalan dilindeki söylemi olan "Danone" adında şirket kurdu. Ardından... 1929'da Barcelona'dan Fransa'ya taşındı. Üç yıl sonra Levallois-Perret'de ilk fabrikayı inşa etti. 1939' da ölünce işleri oğlu Daniel devraldı. Nazi işgali sırasında Daniel New York'a kaçh. Yoğurdun adım Amerikalaştırdı; "Dannon" yaph. Ancak... Yoğurt reklamlarına kısıtlama getirildiği için Daniel Carasso, şirketi Beatrice Foods'a satıp Paris'e döndü. Fransa'da Danone'ye yeniden hayat verdi... Danone dünya gıda devi oldu. Yıllık toplam geliri, 31 milyar euro'ya ulaşh. Her yıl piyasaya yeni ürünler soktu. Örneğin... 2000'ler başında (Türkiye de dahil) gıda üreticileri "probiyo-tik yoğurdu" keşfetti. Fakat... Bu endüstriyel yoğurdun içindekiler Metchnikoff'un Bacillus bulgaricus laktik asitlerinden farklıydı. "Ama" diyorlardı, "Özde aym etkiyi yapıyor!" Yani, bağırsaktaki faydalı bakterileri çoğaltarak zararlı bakterileri öldürüyorlardı. Yalandı kuşkusuz. Danone piyasaya hemen iki probiyotik yoğurt sürdü. Kabızlıkla mücadele eden "Activia" ve ishalin tedavisine yardımcı olan "DanActivia" yoğurdu! Fakat çok geçmedi... Bazı tüketiciler
İnsan
Reklam

Onur Um

, bir kitap okudu
Puan vermedi·400 syf.·
136 günde okudu
·
2021 1. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar
8.2/10 · 52,9bin okunma
Sonsuz Aşk
Kadınlar hep aşk sonsuz olsun isterler. Oysa aşk, her zaman sonsuzluğa özense de bir fırtına gibi, bir kez durulunca bir daha kolay kolay derinleşemeyen bir tutkudur.
Aşk
Akut Aşk
“Aşk çok güçlü bir heyecandır, hem derin hem çok yüksek bir duygu yumağıdır. İnsanın yaşama sevincini, enerjisini artıran, gözlerini parlatan, güzelleştiren, sağlık kazandıran ve en önemlisi onu mutlu eden bir duygudur. Tıpta hastalıkla-n iki gruba ayırır doktorlar; akut ve kronik diye. Akut hastalıklar ani başlar ve riski yüksektir. Kronik hastalıklar yavaş başlar, sonra da uzar gider. Aşk akut bir hastalıktır. .dıri başlar ve çok gürültülü seyreder. Tansiyon yükselir, kalp hızlanır, nefes alış verişler sıklaşır, yanaklar pembeleşir, vücut ısınır. Böyle akut bir duruma insanoğlu bir ömür nasıl dayansın? Böyle bir heyecan yıllar boyu sürecek olsa, kalbimiz ne çok zarar görürdü bu durumdan. İnsan, her duruma uyacak şekilde yaratılmıştır. Yani uzun lafın kısası zamanla bu duruma beden ve ruh uyum sağlar ve aşık olunan kişi karşısında duyulan eski heyecanlar yavaş yavaş kaybolur. Ve aşk kronikleşir... Kronikleşince de aşk olmaktan çıkar sevgiye, güvene, huzura ve alışkanlığa dönüşür. Mutluluk da akut bir durumdur. Bir ömür boyu mutlu olamaz insanlar. Mutluluk bir kuştur, insanların omzuna bir konar, bir kalkar. Bazı insanlar çok sever bu kuşu ve onu sık sık davet eder omuzlarına. Bazılar ise bir konup bir kalkan bu kuşa kızar, ‘Madem sürekli değilsin git; ben omzumda sürekli duran bir kuş istiyorum. Kara olsun, kuru olsun ama hiç kalkmasın benim omzumdan’ derler. Onların omzuna konan kara kuru kuşlar, ölene kadar orada durur. Buraya gelenlerin çoğunun omzunda o kara kuşlar vardır. Kimi bir an önce ondan kurtulabilmek için benden yardım isterken, kiminin ödü kopar, o kara kuru kuş uçacak diye. Çünkü o kuş artık o kişilerin bedeninin bir parçası haline gelmiştir. Uçar giderse kendilerini çıplak kalmış gibi hisseder, keder olmazsa, ne için, ne uğruna yaşayacaklarını bilemez,
Aşk
zengin de olsan (!)
Bu muhteşem konakta zavallı bir mahkûmdum ben. İnsanın içi karanlık olunca en pırıltı ışıklar bile o karanlığı aydınlatamıyor. Konağın denize bakan penceresinin önüne oturmuş, benim ruhum kadar karanlık denize, Hayri gibi bana uzaktan göz kırpan rengârenk ışıklara bakıyordum. ‘Keşke küçücük bir kulübede olsam ama yanımda Hayri de olsa, ne kadar mutlu olurdum’ diye hayıflanıyordum.” Ne güzel anlatıyor. Peri padişahının, sarayın zindanına kapatılıp onu kurtarması için beyaz atlı prensini bekleyen kızı gibi. Böyle hikayeleri hep masallarda dinledim... Prenses deyince aklıma ünlü İngiliz Prensesi Diana geliyor. Masallardan fırlamış gibi güzel ama yine masallardaki kızlar kadar hüzünlü bir prensesti o. Kocası veliaht Prens Charles'ta aradığını bulamamış, İngiltere sarayına ve geleneklerine ters düşecek ne varsa yapmış, adı türlü aşk dedikodularına karışmış, yoksulu başında taşımış, AIDS hastalarını öpecek cesareti göstermiş ve sonunda genç yaşta sırlarıyla birlikte çekip gitmişti bu dünyadan.
Psikoloji
Reklam