"Sorun şu," dedim, "hiçbir işe yaramaz biriyim ben. Valdocular, Katharosçular, Lyonlu yoksullar, Umiliati, Beginolar, Lombardlar, Joachimciler, Patarenler, Havariler, Yoksul Lombardlar, Arnoldcular, Williamcılar, Özgür Ruh'a inananlar ve Lucifercileri birbirinden ayırt edemiyorum artık. Ne yapmalıyım?"
"Ah, zavallı Adso," diye güldü William, sevecenlikle enseme vurarak, "hiç de haksız değilsin! Son iki yüz yıldır, hatta daha da önceden beri, şu bizim dünyamız hoşgörüsüzlük, umut ve umutsuzluk fırtınalarıyla kasılıp kavruldu sanki... Ya da hayır, bu iyi bir benzetim değil. Kocaman, görkemli bir ırmak düşün; toprağın sağlam olduğu güçlü yatağında kilometrelerce akıp gidiyor; ırmağın kıyılarının, sağlam toprağın nerede olduğunu biliyorsun. Bir an gelir, bu ırmak çok uzun bir zaman, çok geniş bir alanda aktığı, tüm ırmakları kendi içinde yok eden denize yaklaşmakta olduğunu bilmez. Kendi kendisinin deltası olur. Bir ana kolu hâlâ varlığını sürdürebilir, ama birçok kol ondan ayrılıp her yöne dağılır, kimileri yeniden birbirine karışır; artık neyin neden çıktığını anlayamazsın; bazen hâlâ ırmak olanla, çoktan deniz olanı ayırt edemezsin..."