İnsanlık dünyada var olduğundan beri büyük felaketler yaşamıştır; depremler, seller, savaşlar, yangınlar ve tabi ki salgınlar. Özellikle Kara Ölüm olarak anılan hıyarcıklı veba salgını Avrupa nüfusunu büyük miktarda düşürmüştür. Biline ilk pandemi Jüstinyen Vebası olarak da adlandırılan 541-542 yılları arasında görülen salgındır. Kitabın konusu ise 2. Büyük veba salgını olan 1347 – 1353 yılları arası olan dönemdir. Tesadüfe bakın ki bu salgın da Çin kaynaklıdır. Biz sadece Avrupa’ya etkilerini biliyoruz ancak Çin’de bu salgın sonrası nüfus ¼ oranında azalmıştır. Bir dizi ekolojik bozulma sonrası bu salgının ortaya çıktığı ifade edilmektedir.
Salgının Avrupa’ya gelişi ise bir nevi biyolojik silah olarak altın Ordu tarafından Cenevizlilere karşı kullanılması sonrası sıçramıştır. Çin’den gelen ticaret kervanları vasıtasıyla hastalık Kırım’a gelmiş, 85.000 kişinin ölümüne sebep olmuştur. O sıralarda Cenevizliler’e ait bir kaleyi kuşatan Altın Ordu hanı Canibeg, hastalıktan ölen insanları mancınıkla kale içine göndermiş bu şekilde hastalığı Cenevizli askerlere bulaştırmış, Cenevizli askerler de İtalya’ya döndüklerinde hastalığı Avrupa’ya getirmişlerdir. İtalya bu sebeple Kara Ölüm’den en çok etkilenen bölgelerdendir. Nüfus epey azalmış, sosyal düzen tamamen değişmiştir.
Hastalığın İtalya’dan diğer Avrupa ülkelerine sıçraması uzun sürmemiştir. Kitapta özellikle İngiltere’ye olan etkileri incelenmiş. Kitap yalnızca demografik etkileri değil ekonomik ve sosyal etkileri de içermektedir. Zira azalan nüfus sonrası işçi ücretleri epey artmış buna mukabil kral ve soylular birtakım kanunlar çıkartma gereği hissetmişlerdir. Amaçları ücretleri pandemi öncesi düzeye çekmektir. Ancak buna karşı çıkan işçi ve köylüler orta çağın ilk hak arama eylemlerini başlattıkları söylenebilir.