Bir devlet adaletin teoride ve pratikte kefili olmak için mahkemeler açıyor, kanunlar yapıyor. Komşusundan bir tavuk çalan fakiri, bir açı, cezaya çarptırıyor. Fakat kendinden küçük veya kuvvetsiz olan bir komşu devleti yutma ve kendi ülkesine katma hırsından, bu adaletsiz düşünceden bir türlü kendisini kurtaramıyor. İnsanların işlerindeki bu tuhaflık bazen o derecelere varıyor ki hakla haksızlığın, hakça mal sahibi olmakla hırsızlığın, kumarcılığın sınırlarının nerelerde başlayıp nerelerde bittiğini kestirmekten insan âciz kalıyor.
Aşk insanın yüreğinde bir kez kıpırdanmaya görsün, çok geçmeden benliğinde saltanat kurar. Gerisi bünyenin zayıflaması, rengin sararması, görüğün kısıtlanması, konuşmayı terk etmesi, zihni unutkanlaştırması, yürüyüşü tökezletmesidir.