Adaletin yerine getirilmesi için, bir mahkeme kurulur; olanaklar elveriyorsa bazı kanunlar kabul edilir, köylü kitlelerinin -ve bölgede varsa işçilerin- politize edilmesine devam edilir.
Bu arada, ilginç bir olaydan da söz etmek isterim: 1887’de Ermenice bir çevirinin elyazması İstanbul’daki bir yayıncıya teslim edilmiş. Ama adamcağız Marx’ın adını taşıyan bir kitabı basmaya cesaret edemediği için çevirmene kitaba kendi adını koymasını önermiş, gel gör ki çevirmen bunu kabul etmemiş.