Pablo Escobar

Pablo Escobar
@PabloEscoobar
10/10
·
Beğendi
Öncelikle bu güzel çeviri için Sabahattin Eyüboğlu'na teşekkür etmek gerekir. Olabileceğinin en sade ve anlamlı haliyle çeviriyi yaptığı için, zira Önsöz I kısmında Denemeler'in Türkçe çeviriye en az elverişli olan kitaplardan biri olduğunu belirtmiştir.(Kitabın yazıldığı devrin Fransızcası ve günümüz Türkçesinin değişen kelime kalıpları ve anlam kaymaları yüzünden.) Aslında Dünya Edebiyatı'na baktığımız zaman Denemeler'in oldukça önemli bir yeri olmasına karşın bizim ülkemizde genelde ön yargı ile yaklaşılan bir kitap olarak kalmıştır.(Ortaokul ve lise dönemlerinde öğrencilere bir zorunluluk bir ödev eylemi ile yüklendiği için ister istemez gençler tarafından kitaptan uzaklaşma, soğuma olayı gerçekleşiyor.) Halbuki Denemeler her yaştan okurun içinde kendinden noktalar bulabileceği bir kitap. Gerek gençler için hayatı sorgulama, evren, insanlık, dünya ilişkileri ve sosyal konular ile ilgili çıkarımlarda bulunma, gerek orta yaş ve yaşlı kuşak için geçirdikleri yıllar üzerine düşünceye sevk ettirebilecek bir eser. Montaigne kendi döneminin en birikimli insanlarından biridir, ve yıllar süren hayat çıkarımlarından sonra bu eseri hem kendi düşüncelerini açığa çıkartıp insanlara kendini ifade edebilmek, hemde kendi düşünceleri üzerinden insanları düşünmeye itmek için kullanmıştır. Montaigne'in asıl gayesi insanlara "Kendini Tanı" ve "Neyi bilebiliyorum" düsturunu aşılamaktır. Bunu da bu kitapta Denemeler başlığı altında Eski Yunan ve Romalı filozofların hayata dair sözlerinden faydalanarak yapmıştır. Şahsin fikrim Montaigne'in batı felsefesi ekolünden ve Desiderius Erasmus'dan fazlasıyla etkilendiği yönünde. Erasmus bilindiği üzere Hümanizm'in babası sayılır ve batı felsefesinin ilerlemesinde önemli bir yeri vardır. Montaigne'de tıpkı Erasmus gibi Ruh ve Beden bütünlüğü
Felsefe
DenemelerMontaigne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202065,7bin okunma
Reklam
8/10
·
Beğendi
Realizm ve Amerikan Natüralizm ile tanıdığımız Jack London'ın 10 hikayeden oluşan ve kendi tarzıyla bezenmiş olan toplama hikaye kitabı. Eserde ki hikayeler asıl ustalık sergilediği alanın bu edebi tür olduğunu gösteriyor. Jack London'ın romanlarında gördüğümüz gibi yine içerisinde işlenen konular; denizcilik, Amerikan yerli Kızılderili halkı, işçi sınıfının mücadelesi ve emek-değer çatışması göze çarpıyor. Kitaba ismini veren "Meksikalı" isimli hikaye bence en çarpıcı öykülerin başında geliyor. Buna ek olarak "Tarihten Bir Yaprak" ve "Çizgi'nin Güney Tarafı" adlı hikayeler tarihte yaşanmış olayları anlatmaktadır. Özellikle bu son iki hikaye, başlı başına roman olacak cinsten bir örgüye sahip. Kitapta denizcilik, Amerikan yerlilerin hayatları vb. konular işlense de özellikle işçi, köylü sınıfının toplumda yaşadığı sorunlar; Sanayi Devrimi'nin yaratmış olduğu kayan band sisteminde çalışan işçilerin işlerine nasıl yabancılaştığı ve adeta onları bir makine haline getirdiği. Sömürgeci ülkelerin ucuz iş gücünü kullanarak kazanç elde etme çabaları ve bu işçilerin hayatlarını hiçe saymaları, toplumun zengin ve üst kesiminin işçi sınıfının bilinçlenmesini engellemek için okuma, yazma ve kitapları yasaklatması gibi toplumsal uyanışı öngören olaylar, sendika ve hükümet arasında ki emek-rant çatışması gibi konular haliyle baskın bir durumda. Jack London severlerin severek okuyacağı, Jack London ile tanışmak isteyenlerin ise iyi bir başlangıç yapabileceğini düşündüğüm bir kitap.
Edebiyat
MeksikalıJack London · Can Yayınları · 20161,687 okunma
10/10
·
Beğendi
Edebiyatımızda büyülü gerçekçiliğin en büyük temsilcisi olan İhsan Oktay Anar'ın akıl üstü eserlerinden biri. 17.yüzyıl Osmanlı Dönemi'nde geçen bu yapıt, dönemin mûsîkî anlayışına ışık tutmakla beraber; toplumun günlük yaşantısı ve toplum zihniyetiyle alakalı büyük ipuçları barındırıyor. Anar'ın her kitabında olduğu gibi bu kitapta da Konstantiniye sokaklarında bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Mekan tasvirleri ve betimlemeler o kadar kusursuz ki adeta, şehrin sokaklarında ve halkın arasında dolaşıyor hissine kapılıyorsunuz. Kitap her ne kadar mûsîkî teması barındırsa da özünde böyle olmadığı çok aşikar. İhsan Oktay Anar bu eserinde de Doğu edebiyat kültüründen oldukça fazla besleniyor ve adeta bir meddahlığa bürünüyor. Eser üç bölümden oluşuyor ve bölümler mûsîkîde ki makamlardan isimlerini alıyor. Osmanlı kültürü ve tarihine ne kadar vâkıf olduğunu bildiğimiz Anar, Osmanlı dönem mûsîkîsi konusunda bir hayli bilgi birikimine sahip. "Müzik" zaten başlı başlına ciddi anlamda bir bilgi birikimi isteyen bir sanat fakat Osmanlı dönemli mûsîkîsi konusunda bu kadar yoğun bir bilgiye sahip olmak yazara beslediğimiz saygıyı daha da arttırıyor. Buna ek olarak Tasavvufi ve Mevlevilik konularında ki bilgileri de yine hayranlık duyulası. Kitapta ki bir çok karakter ve durum mûsîkîde ki makamlar ile yansıtılıp isimlendiriyor. Örnek vermek gerekirse; Nevâ ismi, alaturka müzikte çok eski ve köklü bir makam. Ayrıca icra etmesi ve hakkını verilmesi hiçte kolay değil. Bundan dolayı kitapta ki Nevâ karakteri de isminin makamından dolayı yüceltilmiş. Kitap genel hatlarıyla Kalın Musa ve ailesi etrafında şekilleniyor gibi gözükse de aslında işin aslı bambaşka. Anar her eserinde olduğu gibi bu kitapta da felsefe, tarih, din-mitoloji üçgeninden yararlanıyor. Kalın Musa, Davut ve Eflatun'un
Edebiyat
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
Puan vermedi·
Beğendi
Kitap Sait Faik'in yazmış olduğu iki romandan biri. Hikayeci kimliğiyle tanıdığımız Sait Faik'in yazmış olduğu bu roman da, hikayelerinden çok farklı gözükmüyor. Uzun bir hikaye olarak değerlendirebiliriz. Dönemin hükümeti tarafında yasaklanmış ve sonradan "Birtakım İnsanlar" ismiyle tekrar basıma çıkmıştır. İsim konusuna gelirsek eğer; hem "Medarı Maişet Motoru" ismi hem de "Birtakım İnsanlar" ismi kitap ile oldukça uyumlu. Hatta kitabın isminin "Birtakım İnsanlar" olması daha uygun olabilirdi bile. Zira kitapta "birtakım insanların" başından geçen hikayeler anlatılıyor. Kitap dört ayrı bölümden oluşuyor ve son bölümde, önce ki bölümlerde anlattığı olayları bağlıyor. Genel olarak ana karakterler: Ali Rıza(Kondos), Melek, Hikmet ve Fahri diyebiliriz. Aslında "birtakım insanlar" olarak bahsedilen kişiler bunlar. Eser de oldukça fazla yan karakter mevcut. Bazı durumlarda bu yan karakterler çiğ kalmış bile denilebilir fakat kitabı karakter tahlili yaparak incelemek pek doğru olmaz. Zira bu yan karakterler "birtakım insanların" hayatlarından geçen kişiliklerdir. Okuduğunuz her satırda ada sokaklarında bir yolculuğa çıkacağınızı garanti edebilirim. Betimlemeler ve özellikle mekan tasvirleri çok başarılı. Kendinizi yeri gelecek Türk-Rum ada cemiyeti içerisinde yarı Türkçe yarı Rumca, günlük ada halk diliyle sohbet ediyor bulacaksınız. Yeri gelecek "Medarı Maişet Motoru" ile Marmara denizinde torik avına çıkmış; halatları tayfa ile beraber asılırken hissedeceksiniz. Burnunuza taze tutulmuş balık kokusu, meyhanelerde meze niyetine yenilen lakerda, bakkallarda tezgahta ip ile asılı çiroz kokusunu alacaksınız. Galonlarla içilen şarabın kokusu burnunuzda tütecek. Kaşık Adası'nın size anlamsız bir şekilde verdiği yalnızlık huzurunu tadacaksınız. Kitabın toplatıldığı dönemde,
Edebiyat
Medarı Maişet MotoruSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20202,709 okunma
10/10
·
Beğendi
Başucu kitabı. 15. yüzyılda yazılmasına rağmen güncelliğini hala koruyan başyapıt. Hümanizm'in en önde gelen temsilcisi, tüm Avrupa'nın ve Hristiyanlığın revizyona gitmesinde en büyük payı olan Erasmus'un eseri. Dönemin Avrupa'sındaki siyasal,toplumsal ve dinsel çarpıklıklara sanatsal bir başkaldırıdır. Rönesans döneminin yergi türündeki en iyi örneklerinden biridir. Kitabı Erasmus yegane dostu Thomas More'a adamıştır ve bir hafta gibi kısa bir sürede yazmıştır. Eserin başkarakteri Delilik yani "Stultitia" ve kendisi bir tanrıçadır. Yan karakterler olarak toplumda ki bütün aymazlıkları kişileştirerek onları Delilik yani Stultitia'ya emanet etmiştir ve hepsini birer tanrı/tanrıça olarak betimlemiştir. bkz. Kendini Beğenmişlik, Dalkavukluk, Unutkanlık, Tembellik , Haz, Kaçıklık, Şehvet, Taşkınlık ve Uyku. Kitabın genel akışı, Erasmus adeta yüksek bir yerin üzerine çıkmış da halka seslenirmiş gibi bir hitabet barındırıyor. Kitap, kendi içerisinde ikilik taşımaktadır. Erasmus önce deliliği över sonrasında ise deliliği yerer. Övdüğü delilik, tanrı katında olan kutsal deliliktir yani "Stultitia" ve bu kutsal deliliğin özünde bilgelik yatmaktadır. Yerdiği ise bildiğimiz tanımıyla "aptallık, budalalık, ahmaklık" anlamına gelen deliliktir. Toplumun her kesimine karşı içinde büyük bir yergi barındırır. Kadın-Erkek ilişkileri, evlilik yaşantısı gibi toplumsal konulara değinmiştir. Dönemin krallarından tutun, kralların yardakçısı olan soytarılara, yine dönemin filozof ve retorikçilerine, hukukçulara ve avukatlara, tüccarlara, edebiyatçılara, öğretmenlere, din adamlarına ( daha doğrusu din tüccarlarına) karşı lafını esirgememiş adeta yerden yere vurmuştur. Aynı zamanda insanın bebeklik ve yaşlılık dönemleri arasında ki benzerlikleri delilik vasıtası ile
Hukuk
Deliliğe ÖvgüDesiderius Erasmus · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202315,2bin okunma
Reklam