Köleleri yok çünkü kendi kendilerine fazlasıyla yetiyorlar. Ama biz öyle miyiz? Napoli'de üç yüz bin can var ve elli bunu hiçbir zahmete girmediğinden aşırı yorgunluktan muzdarip.
Bu denli benzersiz, böylesine dahiyane bir oyunun ister istemez çok özel matadorlar çıkarması esasen anlaşılır bir olguydu benim için lakin dünyanın sadece siyah beyaz arasındaki tek yönlülüğe indirgendiği, sadece otuz iki taşın sağa ve sola, öne ve arkaya gidip gelişinde hayatının zaferlerini arayan, zihinsel açıdan canlı bir insanın hayatını, piyon yerine atı tercih eden yeni bir açılış büyük bir eylem ve bir satranç kitabındaki minnacık, acınası köşesini ölümsüzlük olarak algılayan bir insanı, tahta bir sahi tahta düzenek üstünde köşeye sıkıştırmak için on, yirmi, otuz, kırk yıl boyunca bütün düşünme gücünü delirmeden defalarca gülünç bir insanı tahayyül etmek ne kadar zor, imkansızdı!
Bu yılki kitap okuma hedefim yüzdü fakat daha 63 kitap okumuşken yıl sonuna yetişeceğini sanmam. Yalnız bu durum beni üzmüyor çünkü klasik kitaplara ağırlık verdim, bunlar da birkaç günde bitirebileceğim kitaplar değildi.
Üstelik rs dönemine girmem ve kafamı kurcalayan gelecek hedeflerinden ötürü kitaba yoğunlaşmam ve o dünyanın içine girmem benim için bir hayli zordu, bu dönemi atlattım diyemem ama biraz olsun benimsedim diyebilirim.
Lise maalesef ki karışıklıklarla dolu bir dönem, en azından benim için. Önümde yüzlerce meslek varken benim bir tanesini bile seçemem ayrıca zamanımın azalması kafamın bir köşesinde hep bir ur gibi duruyor. Bunu atlatamasam da yükümü hafifleten en güzel şey kitaplar. Onlara minnettarım.
Kendimi yazarlığa hazırlıyorum, geliştirmeye çalışıyorum. Kitabımı üçüncü kez yazsam da yine de iyi olmadığını düşünüyorum. Mükemmele ulaşmak için çok tökezleyeceğim bunun farkındayım. Umarım ulaştığımda ve arkama baktığımda bu yıllara şefkatli bir gülümseme sunarım.