Bossuet diyor ki az da olsa her gün biraz yeter; durmazsak yavaş da olsa ilerleriz. Zihinsel çalışma için sadece düzenli olmak değil süreklilik de çok önemlidir. Keramet uzun soluklu sabırda gizli.
Kudüs’e Uyanmak...
Adından da anlaşılacağı üzere tam bir “uyanış” kitabı.
Kudüs’e karşı sorumsuzluğumuz, uykuya yattığımız; Mescid-i Aksâ’nın bizim için ne ifade ettiğini tahayyül bile etmeden önemsemeyişimiz; Müslümanlığımızın Kudüs’e karşı nasıl olması gerektiğini Müslümanca bir tavırla yüzümüze bir tokat gibi çarpan vurucu cümlelerden ve “bir” hikayeden oluşuyor. Hikaye diyorum çünkü kitap iki bölümden meydana geliyor. İlk bölümde Zeynep adlı bir öğrencinin Kudüs konulu konferansa katılmasıyla, bizlere sunucu üzerinden tamamıyla İslami kaynaklardan elde edilerek çok derin ve öz bilgiler veriliyor. İkinci bölümde ise konferansa katılan bir grup öğrencinin mukaddes topraklara gitmesiyle sokak sokak keşiflerine tanık oluyoruz.
Kudüs’ü Müslümanca bir göz bakış açısıyla tanımak ve kalbi Mescid-i Aksâ aşkıyla doldurarak, uyanışa geçirmek için bu kitabı okuyarak başlayabilirsiniz. Çünkü her satırı okuduğunuzda içinizden ‘ah bir gidebilsem, Allah-u Ekber nidalarıyla Sahra-i Müşerrefe’nin merdivenlerinde gökkubbeyi inletsem’ diyorsunuz...
İstanbul’da besmele çeksek
Halep’ten yol alsak
Şam’a nazar etsek
Kudüs’te kıyama dursak
Medine’de selam verip
Mekke’de secdeye varsak...
(İnşaAaallah)
İki gönül insanı. İki dava adamı. İki sohbet arkadaşı.
Böyle değerli şahsiyetlerin ortaya çıkarmış olduğu kitap elbette ki gönüle hitâp edecek. Hele ki Efendimiz (as)’ın kıymetli hayatını anlatan eser olunca kalbe dokunmaması, imkan dahilinde bile değil.
Kitap 2 ciltten oluşuyor. Mekke ve Medine Dönemi. Karşılıklı sorular eşliğinde Siyer-i Nebi’nin Mekke devrini okuyoruz bu kitapta.
Muhabbetin hâsıl olduğu, huzurun eksik olmadığı kitabın sayfalarını her çevirdiğimde Asr-ı Saadete yine ve yeniden büyük bir aşk, özlem ve hüzün duydum. O devirde yaşayamamak; Efendimiz (as)’ın sohbetinde bulunamamak, bizlere ulaşan hadisleri kendi mübarek ağzından dinleyememek, kalbimi büyük bir hüzün ve özlem kapladı. Kim hüzünlenmez ki? Soruyorum size? Efendimiz(as)’ın sohbetinde sağında Hz.Ebubekir solunda Hz.Ömer, Hz.Ali, Hz.Osman ve daha nice sahabî ile kim bir arada bulunmak istemez ki? Ne büyük bir nimet... Peygamberimiz’in, ‘Kur’an’ı indirildiği tazelikte okumak isteyen, Abdullah Bin Mesud’un okuduğu gibi okusun’ hadisi ile müşerref kılınan İbni Mesud’un Kur’an tilavetiyle kim ruhunu tazelemek istemez? Bu kitabı okurken her sayfasında bu duygularla okumaya çalıştım, hiç sonunun gelmemesini istercesine hiç bitmesin istedim. Bu duygular hep içimde taze kalsın istedim.
Maalesef elinize aldığınız ân su gibi akıp geçiyor bir bakmışsınız kitap bitivermiş.
Okumayanların çok şey kaybedeceği, okuyanlarında böyle bir kitabı okumuş olmanın huzuruyla ikinci kitaba, Medîne Dönemine başlamanın heyecanıyla yanıp tutuşacak.
Ne diyelim iyi ki yazmış gönül erleri, gönlümüze.
“ Ödevleriniz, koşulsuz özgürlük arayışınız ve kendinize olan sevginizin yerine geçebilecek kadar önemli mi? Siz kendi kendinize erişemediyseniz, ‘görev’ dediğiniz şey, sırf kendinizi büyütmek için kullandığınız kılıftan başka bir şey değildir.”