Kişinin kendine dair inancı çoğu zaman başkasının zihninde kurduğu ve yansıttığı fikrin gölgesinde filizleniyor ve yine o gölgede biçim buluyor. Yani daha genel olarak çoğu insanın kendisine yönelik inançlarının gelişmesi ve gerçekleşmesi, başkalarının onun hakkında taşıdığı düşünce ve inançlar tarafından şekilleniyor. Bu tip insanları ekilmiş bitki ve dikilmiş ağaçlara benzetebiliriz. Bir de Hudâyinâbit olarak tanımlanabilen tipler var. Bunlar da kendi kendini yetiştirmiş, kabaca kimseye eyvallahı olmayan, ve hattâ kimsenin temellüküne geçmemiş, ekilmeden kendiliğinden biten -Allah vergisi- bir bitki gibidir. Tabii bu,insanlar arasındaki derece farkını ölçer mi bilmiyorum. Cündioğlu'nun aktardığı şekliyle Tarkovski'nin analojisi bana daha sağlıklı geliyor. "Kütük kalın ve güçlüdür ama ölüdür, fide ince ve çıtkırıldımdır ama canlıdır. Fideler kütüğe dönüşmeli miydi? Ben bu kadar güçlü olmaktan mutlu olduğumu düşünmüyorum. Kendi yaralarımı sarma konusunda güçlüyümdür ama neden bir başkasının eline ihtiyaç duymayayım?"
Neyse, aslında varmak istediğim yer burası değildi anlatmak istediğim başka şeyler vardı ama bu aralar kendimi pek açıklamak gibi bir derdim olmadığı için sizlere iyi akşamlar diliyorum.