"Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim,
İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim," der Mehmet Âkif Ersoy, Ağlarım Ağlatamam isimli şiirinde. Birçok eser okudum Dostoyevski'nin kaleminden, iki cümle ile özetleyecek olsam onu şairin bu dizelerini seçerdim.
Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
İsmini bile saygılı bir tonla okuyor insan.
Oktay Kaynarca'nın meşhur bir repliği vardır: "En büyük o mu bilmiyorum ama çok büyük."
Peki onu edebiyat dünyasında bu konuma getiren, böylesi unutulmaz eserler bırakıtıran neydi?
Tek kelimeyle cevaplayacak olsam "YARALARI" derdim. Zira hiçbir kurgu gerçeğin kendisi kadar yer edinemiyor hayatta...
Yaraları, ailesinden kalma, babasından kalma, hastalığından kalma, yaşantısından kalma yaraları...
En çok karşılaştırıldığı yazarlardan biri olan Lev Tolstoy'un Anna Karenina'sında şöyle bir cümle geçer: "Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir."
Dostoyevski'nin ailesinin mutsuzluğu da kendine göre, o kadar kendine göre ki başka hiç kimseye benzemeyen bir kalem doğurmuş: Fyodor Dostoyevski
Ölümü en iyi kim anlatır?
"Ölüme ramak kalan!" Ölüm emri veriliyor kendisi ve arkadaşları hakkında. Son anda kurtuluyor ölümden. Budala da içlerinde olmak üzere birçok eserinde yer buluyor bu ölüme yakınlığın izleri... Ölümün kokusunu almış, tadına yaklaşmak üzere. Tahayyül edebiliyor musunuz o duyguyu?
Peki bir hastalığı en iyi kim bilir?
Yine o hastalığı yaşayan!
Damdan düşenin hâlinden yine damdan düşen anlar misali...
Sara hastası kendisi, kahramanlarında da bu hastalığı görüyoruz.
Onun kahramanları çoğu zaman bizzat kendisi!
Ve kumar düşkünlüğü, para ihtiyacı... Evet yine bizzat kendisi! Karamazov Kardeşler'i okuyanlar kitaptaki "baba" ve "oğul" kavramlarının işlenişine hayranlık duyacaktır, yine kendi babası ile ilişkisi! Hatta haykırır adeta