"Her tarafta yine aynı kızıl parıltı vardı.Kumların üzerinde deniz , küçük dalgacıklarının hızlı ve boğuk hareketleri ile soluk soluğa nefes alıyor gibiydi.Yavaş yavaş kayalara doğru yürüyor, güneşin altında alnımın şiştiğini hissediyordum. Bütün bu sıcaklık olduğu gibi üzerime çöküyor, beni ilerlemekten alıkoyuyordu.Onun kocaman ve sıcak soluğunu yüzümde her hissettiğimde dişlerimi sıkıyor, pantolonumun ceplerindeki yumruklarımı sıkıyor ve güneşin üzerime boşalttığı bu koyu sarhoşuluğu alt etmek için bütün benliğimle kasılıyordum. "
Bunun üzerine bu mesele hakkında akıl danışacağını,benim erkek adam olduğumu,hayatı bildiğimi,ona yardım etmemi sonra da arkadaş olmak istediğini söyledi.Ben bir şey soylemedim.Arkadaş olmak isteyip istemediğimi sordu.Benim için farketmediğini söyledim.
Cenaze alayı biraz daha hızlı yürüyor gibime geliyordu. Etrafımda, güneşle dolup taşan hep o aydınlık kırlar vardı. Gökyüzünün parıltısı dayanılır gibi değildi. Bir ara yolun yeni tamir görmüş bir parçasından geçtik.Güneş asfaltı eritmişti.İnsanın ayakları katrana gömülüyor, onun parlak yüzünde izler bırakıyordu.
Tabutu taşiyanların peşi sıra yürüyerek huzur evinden çıktık.Araba kapının önündeydi.Cilalı, ince uzun ve parlak biçimiyle bir kalem kutusunu andırıyordu.