Senin bir şekilde hayatını mahvetmiş olman, benimde böyle yapacağım anlamına gelmiyor. Eşit takas kanunu unutma; bir şeyler istediğinde bir şeyleri feda edersin.
Kapılabileceğin bir hayat varken, gözlerini açık tutup tüm dünyayı gözlemlemeyi ve acı çekmeyi tercih ettin. Başarısızlıklar, mutsuzluk, aşk, öfke ve bunun gibi dahası. Kısacası duygusal bir yolculuğa onay verdin. Bir aptal olman hiç bir şeyi değiştirmez; tutku dolu bir aptalsındır. Anesteziye ihtiyaç duymadan bunca acıya kendini açan birisi için ancak bu betimlemeyi yapabilirim. Umarım tanrının sana yaşatacağı ölüm, yaşamın kadar sancılı olmaz; hoş sen bununla da övünürsün.
Prensip insanı kapalı bir kutu haline getirir. Çünkü ilkelerine bağımlılık duyan kişi tarafından çevresi öznel yargılar ile geniş bir perspektiften izlenemez, özümsediği yargıları buna izin vermez. İnsanın ahlakı, değerleri ve yaşamını sürdüğü çevresi kitlesel bir araç değildir, bunlar dışarıda kalabilir. Prensiplerini ve tutuculuğu burada esneme payı olmaksızın ortaya koyulabilir, kendi kişisel alanında bir birey bunlarla gövde gösterisi yapar, özümsenir. Bunun haricinde bir elinde bembeyaz bir defter olmalıdır, her yeniliği kendisi için bir öğreti olarak görmeli yadırgamadan kabul etmeli veya reddetmelidir. Gelişimin öncüsü, başlıca bir insanın karakter ivmelerinde aldığı şeklin ne kadar kendine benzemesiyle eşey yapıdadır. Yaşadığımız çevrenin ve kültürün bizi esir alması pek nadir bir olay değildir. Hemen hemen insanoğlu tüm uygarlıklarıyla ve tarihiyle bu gibi izlenimleri basma kalıp bir şekilde halklar tarafından gerçekleştirmiştir. Günümüzde ve daha ilkel zamanlarda toplumsal fikir kararlılıkla özdeşi gerçekleşmiştir; bu kişisel felsefenin, özgürce düşünebilmenin gerçekleşmesini yeterli bir şekilde yozlaştırmıştır.