İnsan öz benliğini ancak kendisini şu ya da bu, şunu ya da bunu yapan, şuna ya da buna sahip olan olarak düşünmekten vazgeçtiğinde hissetmeye başlar. Kişi ne olmadığını anlayarak ne olduğunu daha iyi anlar. Kendini tanımlama eğilimi son bulduğunda gerçek tüm ihtişamıyla çıkar ortaya. Siz düşünceler değil de düşüncelerin ötesinde, onları izleyen olduğunuzu fark ettiğinizde kendi doğanızı da fark edersiniz. Yani siz saf varlıksınız. Ve saf varlık her şeyin özüdür.
Bilgi insana aktarılsa bile bilgelik aktarılamazdı. O ancak zamanı gelince insanın içinden doğardı ve buna uygun araçlar, kitaplar, öğretmenler çıkardı karşısına.
Sevda hayatı bir çiçek behçesidir ki buradan sadece bir seyrederek geçenler de vardır, onlar biraz ileride bir şey koparabilmek ümidiyle geçerler, sonunda artık koparılacak bir şey kalmaz, geri dönmek de mümkün değildir, bunların mezar taşına 'yaşamadılar' diye kazınabilir. Bunlar öyle bir sınıftır ki, beceriksizlerden, mahcuplardan, korkaklardan oluşmuştur.
Herkes aynıdır. Bir şeye sahip olanlar sahip olduklarını bir gün kaybetmekten endişe eder, hiçbir şeye sahip olmayanlar da ömür boyu asla bir şeye sahip olamayacak mıyım acaba diye düşünürler. Herkes aynıdır.
Sen kötülüğü yok etmek istiyorsun, ama o senin içinde büyüyor. İnsan öldürmek
kolay, ama kan ruhuna da sıçrar. İnsan öldürenin ruhu kanar. Kötü bir insanı
öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın, sonra bir bakarsın ki yok ettiğini
sandığın kötülükten daha beteri senin içinde büyüyor.