Ocağındaki kül olabilirim, sadece kül olsam ne fark eder ki? Yada odandaki bir pencere, sadece boş bir alan olsam ne fark eder ki? Yada kum saatinde bir saat, geçip gitsem ne fark eder ki fakat dayanacağım çünkü ben seninim; ölsem ne fark eder fakat ölmeyeceğim çünkü ben seninim veya eğer seni kaybedersem seni kaybetmek demek seni bulmak demekse?
Sen bu karanlık ömrümün içine bir sevinç ışığı gibi, kurumaya yüz tutan ekinlere can veren bir nisan yağmuru gibi birdenbire geldin. Ben bu kadar bol hayat ve saadet yağmuru altında kendimi unutmuş gibiyim. Şimdi ömrümün bir tek gayesi var: bir gün evvel sana kavuşmak, seni kollarımın arasına almak, güzel, temiz yüzüne saatlerce, senelerce hiç doymadan bakmak, Ancak o zaman tam neşeli, senin istediğin gibi neşeli olabileceğim. Senden ayrı, senden uzak bulunurken benden nasıl neşeli şeyler istiyorsun?
“Her şey akar” demişti Herakleitos. Her şey hareket halindedir ve hiçbir şey sonsuza dek kalmaz. Bu yüzden de “Aynı ırmağa iki kez giremeyiz”. Çünkü ikinci kez ırmağa girdiğimde ben de değişmiş bulunuyorum, ırmak da.