Pınar Aydoğan

Pınar Aydoğan
@Puraj
Wie viel ist aufzuleiden!
temizlik - kadınlık
Yıkayıp temizleme hastalığına kadınlarda alabildiğine sık rastlanır. Böyle davrananların tümü de kadınlık rolünü üstlenmeye karşı koyanlardır; ilgili davranışlarıyla kendilerini bir tür mükemmelliğe kavuşmuş görür, her gün kendileri gibi sık sık temizliğe başvurmayan kadınlara tepeden bakarlar. Temizliğe yönelik bütün bu çabaların bilinçaltında yatan nedeni, evin canını cehenneme yollamaktır. Beri yandan, hastamızdaki gibi hiçbir kadında o kadar pisliğe rastlanmayacağını belirtmek isteriz. Çünkü hastamızın amacı temizlik değil, davranışının çevresindekilere vereceği rahatsızlıktı.
Sayfa 157 - Say Yayınları
Psikoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Anne hukukundan baba hukuna
Erkeğin toplumdaki egemen konumunun tarihsel kökeni konusunda şunu belirtelim ki, sözkonusu egemenlik doğal bir hak gibi kendini açığa vurmuş değildir. Erkeğin egemenliğini güvence altına almak için yığınla yasanın çıkarılmasının gerekmesi bir kez bunu kanıtlamaktadır. Aynı zamanda sözkonusu yasaların kanıtladığı bir şey daha var ki, erkek egemenliğinin yasalarla saptanmasından önce erkek ayrıcalığının pek sağlam temellere dayanmadığı başka dönemlerin yaşanmış olacağıdır. Tarihte böyle bir dönemin yaşandığı gerçekten de belirlenmiştir. Anne hukukunun sözünün geçtiği ve hayatta başlıca rolü kadının oynadığı bir dönemdi bu. Anne hukuku, hiç değilse kabiledeki bütün erkeklerin kendisine karşı bir yükümlülük üstlendiği çocukla ilgili olarak böyle bir konumu elinde bulundurmuştu. Bugün bile bazı gelenek ve görenekler, örneğin çocuğun her erkeğe amca demeye alıştırılması bunu gösteriyor. Ancak zorlu bir savaşımın sonundadır ki, anne hukukundan baba hukukuna geçilmiştir. Böyle bir savaşımın da gerçekleşmesi, doğanın kendisine verdiğini ileri sürmekten hoşlandığı ayrıcalıklara erkeğin hiç de baştan beri sahip olmadığını, bunları ele geçirebilmek için savaşmak zorunda kaldığını ortaya koymaktadır. İlgili savaştan erkeğin zaferle çıkması, kadının boyunduruk altına alınması anlamını taşımıştır; sözkonusu amaç uğrunda çıkarılan yasalar, bunun doğruluğunu inandırıcı biçimde kanıtlamaktadır. Demek oluyor ki, erkeğin toplumdaki egemen durumu hiç de doğadan kaynaklanmamaktadır. Eldeki bazı bilgilerden anlaşıldığına göre, ancak komşu kabilelerle sürüp giden savaşlar sırasında böyle bir egemenliğe gereksinim duyulmuş, ilgili savaşlarda önemli bir rol üstlenen erkek bu rolden yararlanarak toplumda önderliği kesinlikle çekip eline almıştır. Böyle bir gelişime paralel olarak da özel
Sayfa 139 - Say Yayınları
Alıntı
Düş
Özetlersek diyebiliriz ki, düş, düşü görenin kafasının bir sorunla meşgul olduğunu, ayrıca bu sorun karşısında ne gibi bir tutum takındığını ortaya koyar. Düşte düşü görenin çevresine karşı tutumunu etkileyen toplumsallık duygusu ve güçlülük eğilimi gibi iki etken özellikle rol oynar, en azından bunların düşte hafiften izlerini ele geçirmek mümkündür.
Sayfa 132 - Say Yayınları
Alıntı
Gerçek’üstü
Son olarak Cicero'nun sözünü ettiği o en ünlü kehanet düşlerinin birine kısaca değinelim: Günün birinde yol kenarında tanımadığı birinin kendi haline bırakılmış cesedine rastlayarak, bir ölüye yaraşır biçimde gömülmesini sağlayan ozan Simonides, günlerden bir gün gemiyle bir yolculuğa çıkacak olur, ama yaptığı iyiliği unutmayan ölü geceleyin düşüne girer, uyarır kendisini, yolculuğa çıkarsa geminin batacağını ve öleceğini söyler. Bunu üzerine Simonides vazgeçer yolculuktan ve gemi gerçekten batıp yolcuların hiçbiri kurtulmaz. Bize kadar ulaşan bilgilere göre, görülen düşün sonradan gerçekleşmesi yüzyıllar boyu insanlar için büyük bir heyecan kaynağı olmuş, onları derinden etkilemiştir. Bu olay karşısındaki bizim düşüncemizi açığa vurmak istersek diyebiliriz ki, bir kez o dönemde pek sık gemiler batmakta, ikincisi yine o dönemde pek çok insana tasarladıkları bir yolculuğa çıkmamaları için düşte uyarılar yöneltilmekteydi; ilgili düşler arasında da işte Simonides'in düşü sonradan gerçekleşmiş, bu özelliğinden ötürü de düş unutulmayarak sonraki kuşaklara aktarılmıştı. Yaratılıştan gizemli ilişkiler arayıp bulmaya eğilimli insanların, bu tür anlatımlara karşı büyük bir ilgi duymalarında anlaşılmayacak bir yan yoktur. Ancak biz nesnel bir tutumla davranarak, düşü şu şekilde yorumlayabiliriz: Bizim ozan Simonides, can korkusundan ilgili yolculuğa çıkmak için pek de hevesli davranmaz. Yolculuk için karar saati gelip çattığında da, içindeki yolculuğa çıkmama eğiliminin güçlenip pekişmesini sağlayacak bir çareye başvurur: Bir zaman yol kenarından rastladığı ölüyü sahneye çıkararak, yaptığı iyiliğin karşılığını kendisine ödetir. Bundan böyle yolculuğa çıkmayacağı doğaldır. Simonides'in bineceği gemi batmasaydı, bütün bu olaydan belki de dünyanın hiç haberi olmayacaktı. Çünkü
Sayfa 130 - Say Yayınları
Alıntı
Kadınlaştırılabildiklerimizden misiniz?
Bir çocuk gibi... çözülmez, çetrefil hiçbir yanı yok; aklına geleni söyler, canı isteyince güler... Her şey çıkabilir ondan: Bir mucize de, bir pislik de. Evet, bir pislik: Anneler, teyzeler almaya görsünler ellerine, bir yıla kalmadan öyle bir kadına dönüştürürler ki öz babası gelse tanıyamaz! Bir kurum, bir çalım gelip yerleşir üstüne, her adımını kulağına fısıldanan öğütlere göre atar; kiminle nasıl ve ne kadar konuşacağını, kime nasıl bakacağını hep hesaplayan; her an ağzından gereksiz bir söz kaçırmaktan korkan ve sonunda kendini tümüyle kaybedip, sürekli yalanlar söyleyen, kim bilir neyin nesi bir yaratık çıkar ortaya!
Sayfa 109 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Alıntı