O zamanlar "ben, beni kimse görmediği zaman en çok kendim oluyorum"diye düşünürdüm. Yeni keşfediyorum bu düşünceyi. Kimse sizi gözlemiyorsa, içinizdeki gizli ikinci kişi dışarı çıkıp dilediği şeyleri yapabilir. Yakınlarda bir babanız varsa ve sizi görüyorsa içinizdeki kişi içinize saklanır.
Gece ustamın horultusundan uyuyamayınca başımı çadırın kenarından dışarı uzattım. Kasabanın ışıkları gözükmüyordu; Gök lacivertti ama yıldızların ışıltısı sanki alemi turuncu yapmıştı. Biz de sanki bu alemde koskocaman bir portakalın üzerinde oturmuş, karanlıkta uyumaya çalışıyorduk. Göğe çıkıp yıldızların ışıltısına ulaşmak yerine, şimdi üzerinde uyuduğumuz toprağın içine girmeyi hayal etmemiz doğru muydu?
Çağdaş ve "aydın" insanın ara sıra kanında alevlenen şey ise uzaklaşan bir fırtınanın silikleşip güçsüzleşmiş yıldırımlarından başka bir şey değildi aslında, gittikçe daha da baskılanan o eski hayvanî vahşiliğin son çırpınışlarından ibaretti hepsi. Şayet sabredirilse, birkaç yıl ya da birkaç on yıl sonra, varlığını, yamyamlıktan hümanizme ve sosyal duyarlılığa kadar enfes bir biçimde yüceltmiş olan insanlık, bu son silik kalıntıları da etiğin o harlı ateşinde eriterek arıtacak ve yok edecektir.