Yeri gelmişken, benim anladığım gerçek mutluluğun da bir raslantı sonucu olmadığını, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.
Göklerin merhamet dolu olduğuna inanıyorum. Bizse, umacı korkusuyla yorgan altına kaçan çocuk gibi, nefsimizin beton çatısını tepemize çekmiş, yaşamayı öldürüyoruz!
Fakat Kay zamanla kitapları, insanların arkadaşlığına tercih ettiğini fark etti. Okumak onun için hayattan geri çekilmek değil aksine gerçekten var olmak demekti.
Küçük çocuklar, büyük çocuklar, babalar, büyükbabalar, amcalar, herkesten uzak ve akrabaları yokmuş gibi olan insanlar... Hepsi aynı kıyafeti giyiyorlardı: Gri çizgili pijama ve başlarında gri çizgili takke...
Dostlarımızı bir çay içmeye çağırırız. Tuhaf şeydir bu, bir sıvıyı içerken mutlaka hoşbeş edeceğimiz anlamına gelen bir şeydir. Çay birbirimizi anlamanın, birbirimizi dinlemenin, kalplerimizi birbirimize açmanın sembolüdür.