Sihirbaz, genç hanımın yepyeni beyaz çantasına süt, pekmez, köpüklü şampanya boşaltmış, sonra, hop, çantayı gene eski el değmemiş haline getirmiştim. Yüz kızartıcı, arzu dolu, günah dolu düşümü işte böyle özene bezene kurmuş, gene de güvenliğine dokunmamıştım.
Lolita sadece kendi bedeniyle doğrulamıştı varlığını işte. Varla yok arası bir güneş emrimize amade, kavak ağaçlarında yürek gibi atıyordu. Akıl almaz bir görkemin içinde yapayalnızdık. Gözlerimi diktim, baktım ona: gül yaprağına, altın tozuna bulanmıştım, hazzımın o hep ölçülü, hep sakınımlı peçesi ardındaydım, o ise farkında bile değildi, böyle bir şeyin varlığından habersizdi.
Bedenimin içinde mayalanan hazzın damarlarıma sızmasından başka hiçhir şeye metelik vermedigim bir varoluş düzlemine ulaştım sanki, Ta içim deki tellerin tatlı tatlı gerilmesi şeklinde başlayan şey artık kor gibi yanan bir sızı haline gelmiş, bilinçle yaşanan hayatta rastlanmayan mutlak bir güvene, huzura, iç rahatlığına dönüşmüştü.
Fal taşı gibi açılmış bakan parmaklarım dokununca, bilekleri boyunca uzanan incecik tüylerin belli belirsiz ürperdiğini hissettim. Küçük Haze'i bir yaz sisi gibi sarıp sarmalayan kötü kokulu, ama gürbüz sıcaklığın içine daldım, gittim. Gitmesin kalsın, gitmesin kalsın...
Bütün bunlar olurken işin içine ya Yüce Tanrım karışırsa diyordum, ya yoluna bütün benligimi adadığım bu zevk sarhoşluğunun altin rengi çekirdegini çekip alıverirse?