Eylem

Eylem
@Raven_paradox
hem evdeyim hem yokum aramayınız beni open.spotify.com/user/314gdfokle...
part time düşünür
30 Ocak
564 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Aptallık Bizde Aile Mirası..!
Puan vermedi·84 syf.·
2025 43. kitabı
Hikaye asıl adı Ebulfazl Enveri olan ama herkesin "Efsuncu Baba" diye andığı bir adamın etrafında dönüyor. Tılsımlar, simya, gizli hazineler ve görünmez yardımcılar onun dünyasının vazgeçilmez parçaları. Çocukluğunda da bu inançlara uzak değilmiş. Babası da hurafelere meraklı biridir. Böyle bir ortamda büyüyen Ebulfazl'ın, ileride benzer bir yola girmesi neredeyse kaçınılmazdı. Çünkü ailenin inanç sistemi onun düşünce biçimini çoktan şekillendirmişti. Bir gün eline geçen tuhaf bir bilgi bu inançlarını iyice alevlendiriyor. Şehrin derinliklerinde saklı olduğuna inandığı bir hazine vardır ve ona ulaşmak için çözülmesi gereken işaretler, bulunması gereken anahtarlar ve belki de yardım çağrılacak melekler vardır. Bu noktadan sonra okur olarak siz de tuhaf bir ikilemin içine giriyorsunuz: Okuduklarınız gerçekten mi oluyor, yoksa bunlar Efsuncu Baba'nın zihninde büyüyen hayaller mi? Hüseyin Rahmi bu sınırı neredeyse görünmez kılmış. Olaylar ilerledikçe Efsuncu Baba'nın etrafına farklı dünyalardan insanlar toplanıyor. Geçim derdindeki Agop ve Kirkor onun macerasına sürükleniyor. Kimi zaman çıkar peşindedirler, kimi zaman ise sadece meraktan oradadırlar. Onlar inanç ile şüphe arasında gidip gelen bir toplumsal tablonun parçasılar. Bugün aradan neredeyse yüz yıl geçmiş olsa da romanın anlattığı zaaflar hâlâ tanıdık. Hâlâ "kolay yoldan zengin olma" vaatleri, "kesin tutacak şans yöntemleri" ya da "gözle görülmeyen güçlerin yardımı"na dair inançlar peşimizi bırakmış değil. Efsuncu Baba sadece kendi dönemi için değil, bugünün insanı için de bir uyarı gibi. Aileden veya toplumdan gelen inançlar sorgulanmadan kabul edilirse insanı aklın sınırlarından kolayca uzaklaştırabilir. Uzatmanın alemi yok, çok eğlenceliydi. İlk yirmi sayfa biraz ağır ilerlese de sonrasında kitap akıp
Efsuncu BabaHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202010,9bin okunma
Reklam
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
Puan vermedi·152 syf.·
2025 42. kitabı
Spoiler içerir..! Emeti karakterinden nefret etmemek neredeyse imkansız. O kadar gerçek o kadar itici ki bu nefret bile romanın gücünün bir kanıtı. Roman 1910 yılında Halley Kuyruklu Yıldızı'nın dünyaya yaklaşmasıyla birlikte İstanbul'da yayılan kıyamet söylentileri etrafında şekilleniyor. Hüseyin Rahmi Gürpınar bu eserinde yalnızca bir kıyamet söylentisi etrafında dönen bir hikayeyi anlatmıyor; korku, söylenti ve bilinmezlik karşısında insanların (özellikle toplumun büyük bir kesiminin) nasıl yönlendirilebileceğini gösteriyor. Üstelik bunu mizah, zekâ ve yer yer hıncın iç içe geçtiği bir dille yapıyor. İrfan Galip romanın merkezinde yer alıyor. İlk bakışta aklı ve bilimi temsil eden bir aydın gibi görünüyor: pozitif bilimden, rasyonaliteden ve cehalete karşı duruştan bahsediyor. Ancak yakından bakıldığında bu bir maske altında derin bir kırgınlık, öfke ve güvensizlik yatıyor. Kadınların kendisine ilgisizliği onun hem özsaygısını hem de dünyaya bakışını zehirlemiş. Halley Kuyrukluyıldızı'nın etrafında yükselen kıyamet korkusunu kendi amacına uygun bir sahneye dönüştürüyor. Burada bilim değil, korku ve manipülasyon ön planda. İrfan evini bir tiyatro sahnesine çevirip kadınları toplayarak onlara korku temelli bir senaryo sunuyor. Adeta zihinlerinde bir kıyamet resmi çiziyor. Kadınları korkutarak kontrol etmeye ve üzerlerinde üstünlük sağlamaya çalışıyor. Bu üstünlük aslında içten içe yaşadığı aşağılık kompleksinin ve öç alma arzusunun bir yansıması. Karşısına çıkan Feriha ise bambaşka bir figür. İsmi sıkça geçmese de mektuplardan tanıyoruz onu: aklını kullanan, sorgulayan ve mücadele eden bir kadın. Feriha İrfan'ın kurguladığı dünyayı altüst eden zihinsel bir rakip. Onunla mektuplaşmaları iki farklı dünyayı ve bakışı çarpıştırıyor. Feriha aşkı yalnızca bir duygu
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
Knut Hamsun~Açlık
Puan vermedi·195 syf.·
2025 41. kitabı
"O sıralar Kristiania'da, gelip geçende izler bırakan bu ilginç kentte, başıboş dolanıyor ve açlık çekiyordum..." Öncelikle adam oldukça gururlu biri ve bu gururu yüzünden yanlış kararlar alıyor. Yaptığı şeylere gerçekten sinirlendim. Elbette bu davranışlarının arkasında bazı nedenler var, ama yine de benim gözümde salak bir karakter. #279173165 Knut Hamsun, Açlık'ta karakterin kendine yetemeyen gururu, toplumdan kopuşunu ve Tanrı'yla olan kavgasını anlatıyor. Adamın yaşadığı açlık fiziksel olduğu kadar, aslında daha çok bir "anlaşılma" ve "var olma" mücadelesi. Roman boyunca adam, gururunu koruyabilmek için kendini yalanlarla kandırıyor. Bu durum hem sinir bozucu hem de insana acı verici, çünkü çoğumuz hayatın bazı dönemlerinde benzer kırılganlıklarımızı saklama ihtiyacı hissederiz. Adamın gururu o kadar büyük ki, açlıktan bayılmak üzereyken bile kendisini dilenciden üstün görmek istiyor. Dilenciye para vermek için yeleğini rehin bırakması bunun örneğidir. Bu hareket, bir yardım değil kendi onurunu ve insanlığını kanıtlama çabasıdır. "Bakın, ben hâlâ iyiyim, hâlâ başım dik." Gerçekteyse adam açlıktan çok kendi kibriyle savaşıyor. Belki de asıl açlığı "tanınma" ve "değer görme" arzusudur. Yazdıklarının yayımlanmasını, birilerinin onu onaylamasını bekliyor gibi bir havası var. Biz sokağa düşsek: youtube.com/shorts/ggsWWxj3... Tabii o dönemde sokakta yoksul gezip yazarlık yapmaya çalışmak toplumun gözünde bir tür serseriliktir. Bu yüzden adam hem açlıktan hem toplumdan hem de kendinden utanır ama onu ayakta tutan şey yine de gururudur. Kibirle direnir. #278851806 Tanrı'yla olan ilişkisi ise bir nevi meydan okumadır. Dua etmekten çok sitem eder, pazarlık yapar gibi konuşur. "Ben
AçlıkKnut Hamsun · Can Yayınları · 202335,7bin okunma
Turgenyev~Babalar ve Oğullar
Puan vermedi·264 syf.·
2025 40. kitabı
Mis gibi kitap okuyun..! Spoiler içerir! Kitap Arkadiy Kirsanov ve yakın arkadaşı Yevgeniy Bazarov'un, Arkadiy'nin ailesinin yanına gelişleriyle başlıyor. Bu iki genç temsil ettikleri yeni düşünce biçimleriyle (özellikle de Bazarov'un nihilist görüşleriyle) bir önceki kuşağın temsilcileri olan Nikolay Petroviç ve Pavel Petroviç ile ciddi fikir ayrılıkları yaşar. Hikâye ilerledikçe bu çatışma sadece ideolojik değil aynı zamanda kişisel ve duygusal bir boyuta da ulaşır. Bazarov'un Anna Sergeyevna ile olan ilişkisinde akıl ve duygunun çelişkisi ortaya çıkarken, Arkadiy daha geleneksel bir hayat tarzını seçerek aşk ve aile arasında bir denge kurar. Kitabın komik yanı Bazarov'un en çok tartıştığı kişinin kaderini paylaşmış olmasıydı. Turgenyev genel olarak 19. yüzyıl Rusya'sındaki sosyal değişimlerin bireyler üzerindeki etkisini ele alırken aynı zamanda insan doğasına dair evrensel soruları gündeme getirmiş. Görünürde kuşak çatışmasını anlatıyor gibi ama daha çok bireyin kimliğini bulması üzerine bir kitap. İlk sayfalarda Bazarov'un dünyaya karşı sert ve kayıtsız duruşu bana fazlasıyla tanıdık geldi. Onun hiçbir otoriteyi tanımayan, toplumsal değerleri küçümseyen insan ilişkilerine karşı mesafeli hali benim düşünce biçimimi yansıtıyor. Bir süre boyunca Bazarov'u okurken onun yalnızca bir karakter değil, benim iç seslerimden biri olduğunu düşündüm. Özellikle dünyaya dair olan inançsızlığı, duygulara karşı duyduğu güvensizlik, kendini sürekli akılla savunması... Tüm bunlar bir süre için bana yakın geldi. Ama roman ilerledikçe Bazarov’un inkarlarının aslında bir tür korkuya dayandığını duyguları bastırmanın onu özgürleştirmekten çok yalnızlaştırdığını fark ettim. Üstelik Bazarov'un kadınlara ve sanata bakışı beni rahatsız etti. Kadınları çoğu zaman ciddiye almayan, hatta
Babalar ve OğullarIvan Turgenyev · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202555,8bin okunma
Barış Bıçakçı~Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçin
Puan vermedi·131 syf.·
2025 39. kitabı
İnsanlara ve olaylara daha detaylı bakmayı sizden öğrendim, Halis Bey. Halis Bey ve Ayşe'nin çeviri bürosunda başlayan tanışıklıkları ve zamanla bir ansiklopedi oluşturma fikri. Kitap böyle başlıyor. Bu ansiklopedi bilgiler yığını olanlardan değil, Halis Beyin yaşadıklarıyla ve gördükleriyle ilgili. Okudukça fark ediyorsunuz, sıradan sandığımız şeylerin ne kadar ilginç olduğunu. "Halis Bey sahaflığı bırakan genci görse ne derdi acaba? 'Sizden yolculuğu öğrendim: Önce kitaplarla sonra tekerlekli valizlerle çıkılan yolculuk.' Ayşe kendi kendine güldü. Halis Bey'in öğrendikleri hâlâ çocukça geliyordu ona. Asıl öğreneceği şeyi değil de hep başka bir şeyi öğreniyordu Halis Bey." Halis Bey'in öğrendikleri Ayşe'ye hep biraz çocukça geliyor. Ama belki de hayatın özü, yanlış yollarda, başka başka şeyler öğrenmekte saklı. Yolculuk sadece kitap sayfalarında değil. Bazen bir valizin tekerlek sesinde saklı. Bu kitap unutmaya yüz tuttuğumuz sıradan olayları fısıldıyor bize. Günlük hayatın gürültüsü arasında gözden kaçan küçük detaylara yeniden bakmayı öğretiyor. İnsanların gözlerinde saklı cümleleri, bir sessizliğin ardında yankılanan duyguları, sokaktan geçen rüzgarın taşıdığı anıları fark ettiriyor insana. Çok güçlü bir kitap havası yok. Ama bu onu daha hoş kılıyor. Çünkü gerçek hayat da çoğu zaman öyle akıyor: sessizce, kırılganca, göz ucuyla bile fark edilmeyen inceliklerle... Eğer bir gün kendinize "Ben ne zaman yaşamayı unuttum?"diye sorarsanız, bu kitabı elinize alın. Çünkü bu satırlarda sizden bir şey var. Ve evet, dünyaya ilk kez bakar gibi hissetmek isteyenler için yazılmış bir kitap bu.
Dünyaya Yeni Gelen Okurlar İçinBarış Bıçakçı · İletişim Yayınları · 20241,033 okunma
Reklam