-TRT size yasak, öyle değil mi? Bir sürü vıcık vıcık sanatçı geçinen insan, bir sürü torpilli, hatta özür dilerim kayıtlı fahişe bile ekranlara çıkarken, bu ülkenin yetiştirdiği Aziz Nesin'e TRT acaba niçin kapalıdır.
- Yasak olup olmadığını bilmiyorum, ama hiç ilgilenmiyorum. Herhalde onlar da benimle ilgilenmiyorlar. Aslında TRT'nin bizi ekrana falan çıkarmaması çok doğaldır. Bu sadece Aziz Nesin olayı değil ki... Türkiye'de çok değerli insanlar var, çok ilginç olgular var. Bunların hiçbiri TRT'de yer almaz. Şimdi siz Türkiye'de söz sahibi olan bazı kimselerin tiplerine ve fiziğine bir bakın. İnsanın okuduğu bir kitap, dinlediği bir müzik falan yüzüne yansır. Kitap okuya okuya, en dangul dungul bir insanın bile yüzü güzelleşir. Şimdi ben bu adamlara şöyle bir bakıyorum. Ense tıraşlarından ayakkabılarının ve bıyıklarının biçimine kadar, söyledikleri sözlerden savundukları fikirlere kadar, vallahi hayret ediyorum.
Eh, böyle adamlar Aziz Nesin'i niçin televizyona çıkarsınlar ki? Onun için onlar beni tanımıyorlar, ben de onları tanımıyorum. Yani o demin söylediğim fizik çirkinlik de bir şey değil. Ama okumamanın verdiği çirkinlik çok önemlidir. Bu adamlarda onlar var.
Oysa kitap okumak, en çirkin bir insanı güzelleştirir. Bunlar bundan yoksun maalesef. Yani birtakım bıyıklı adamlar var bugün iş başında .. Sıçan yutmuş da kuyruğu bıyık yerinde kalmış gibi, böylelerine eskiden "sıçan yutmuş" derlerdi. Böyle adamlarla ben aynı otobüste yolculuk etsem rahatsız olurum. Ama bunlar bugün Türkiye'yi yönetiyorlar. Ben bundan çok rahatsız oluyorum doğrusu. Benim elimde yetki olsa, bunlann evlerine baskın yapıp, evlerinde kitap olmayanları içeri atarım. Oysa bunlar, kitap okuyanları içeri atıyorlar.
Korkunç bir dünyanın korkulu bir evresinde yaşıyoruz, gözlerimize bakan insanlar korkuyor, korkuyoruz. Konuşmaktan korkuyoruz, elimizdekileri kaybetmekten, görüşlerimizi söylemekten, harekete geçip iyi şeyler yapmaktan korkuyoruz. Korkularımızı yenip, gücümüzü birleştiremeyecek kadar sefil varlıklarız artık. Boy boy dikilen apartmanlar gibiyiz artık. Yan yana, dimdik, ama birbirimizi bütünleyemiyoruz, kucaklayamıyoruz.
Çok yalnızdım, hiç tek başıma yaşamadım.
Başka bir yalnızlıktı bu. Kalabalıkların asil yalnızlığı.
Birileri vardı hep, dostlarım, ailem, hayallerim.
Birileri hep vardı, hissederdim, göremezdim, acı verirdi. Bu insanların, bu duyguların hep tesadüf olduğuna inanırdım. Ama bazen diyorum ki keşke bir atın boynuna sarılsaydım, onunla kaçıp gitseydim...
Betonarme duygulardan, evlerden, insanlardan...
Kaçasım vardı yeşil çimenlere, gelmeyesim vardı.
Sonsuzluğa çığlık atasım vardı... O iyi insanlar gibi atıma binip gidesim vardı...
Gidemedim...