Raven

Raven
@Raveneanias
Kendi halinde kendince kitaplarına âşık bir okurum sadece Edmond Jabes'in dediği gibi: Umut belki de gelecek sayfadadır. Kapatma kitabı. In libris libertas
Kitapların sayfaları arasında
Ayrıkvadi, 25 Temmuz
997 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
9/10
·280 syf.··
2024 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2024 01:15
Karayip Korsanları yıllardır dönüp izlediğim muazzam bir film serisi ve bu durumda Define Adası tam da zevkime uygun bir kitaptı. Son bölümler hariç kalanı çok akıcıydı. Devamını veya daha kapsamlı bir hâlini okumayı çok isterdim. Tipik korsan tiplemelerinin olması okurken beni çok eğlendirdi, tabii Kaptan Jack Sparrow ile karşılaştırınca bir nebze sönük kaldıklarını da söyleyebiliriz. Yine de Uzun John Silver'ı okumak çok zevkliydi. Yine Karayip Korsanlarından aşina olduğum kimi ögelerin kökeninin bu kitaba dayandığını düşünmek makul olur sanırım. Billy Bones'un bahsettiği tek bacaklı korsanın Uzun John Silver olduğuna şövalyenin mektubundan beri emindim ve olacakları dört gözle bekledim. Bir isyan tertiplemesinden ziyade kaptanın onun tarafında olacağını düşünmüştüm ama maalesef öyle olmadı. Yine de Uzun John Silver kartlarını tam olması gerektiği anlarda mükemmel oynadı, okuması çok zevkliydi. Olayların Jim'den ziyade hayatını korsanlıkla geçirmiş bir kaptandan anlatılmasını tercih ederdim ama sanırım bu, hikayeden çok fazla şey beklemek olur. Jim'in korsanlığa devam etmeyeceğine üzülüyorum açıkçası. Beni birkaç yık öncesine götüren ve Karayip Korsanları Dünyanın Sonu'nun eşlik ettiği çok güzel bir okuma oldu. Ve inanır mısınız, tüm bunları bir damla bile rom içmeden okudum!
Define AdasıRobert Louis Stevenson · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20167,5bin okunma
Reklam
"Bu gece melekler ağladı."
9/10
·360 syf.··
2024 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2024 13:25
Kitaba başlarken ne beklediğimden tam olarak emin değilim ama beklentilerimden çok çok daha iyiydi. Gotik edebiyatın ana eserlerinden ikincisini de bitirmiş oldum bu kitapla. Kötü adam olarak adlandırabileceğimiz karakter, masum kız ve onun bir nebze budala diyebileceğimiz kurtarıcısı/ âşığı üçlemesinin olduğunu fark ettiğimde gerçekten bundan keyif aldım. Yazarın önsözde bahsettiği duruma inanmak naiflik mi olur emin değilim açıkçası ama kurgusal anlamda bu gerçeğin hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Kitap çok akıcı başlamıştı, sanırsam altı yedinci bölüm dolaylarında biraz yavaşladı ama Christine'in kayboluşundan itibaren özellikle Acem'in anlatımında çok hız kazandı. Yazımını en sevdiğim kısım Acem'inkiydi açıkçası. Yazarın aralarda girip çeşitli bilgiler vermesinden hoşlansam da Acem'in olayların içinden biri olarak bunu yansıtmasını okumak daha iyiydi. Raoul'ü bir karakter olarak sevdim ama gerçekten de biraz fazla dadıları tarafından yetiştirilmişti sanırım. Christine'in saflığı ise şaşırtıcı şekilde sinirimi bozmadı, hatta bir noktada sevimliydi bile denebilir. Erik ise psikolojisini tam olarak anlamlandıramadığım karakter, hakkında en çok hoşuma giden kısım bir nevi seyehatleriydi. Onlar ve geçmişi hakkında daha detaylı şeyler okumak isterdim. Operadaki ortmamın yansıtılmasını sevdim. Acem hakkında da daha fazla şey öğrenmek isterdim. Puanım 4,5/5
Operadaki HayaletGaston Leroux · İthaki Yayınları · 20213,799 okunma
10/10
·208 syf.··
2024 2. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2024 12:23
Alexandre Dumas gerçekten dünya çapında en sevdiğim yazarlardan biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Çoğu büyük yazarda eserlerini yazılan veya tavsiye edilen sıraya göre okurum ama direkt Monte Cristo Kontu'na geçerek bir istisna yapacağım, aldığım zaman okuduğum ilk sayfalardan ne kadar akıcı olduğunu biliyorum. İnsanı kısa sürede içine çeken inanılmaz akıcı bir dili var bana kalırsa Alexandre Dumas'nın. Eserlerini tarihî olaylarla harmanlanması da büyük bir artı. Fransa tarihinin bir nevi temsil edilişinden ziyade hayalet hikayelerine odaklanacağım açıkçası. Bana kimi yönleriyle Frankenstein'ı okuyormuşum gibi hissettirdi. Mösyö Ludre'yi Victor Frankenstein'a benzettim ve herkesin bir akşam yemeğinde toplanıp hayalet hikâyeleri anlatmaları da bana Frankenstein'ın yazıldığı ortamı hatırlattı. Anlatılan hikâyelerin hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Elimden bırakamadım. Dumas'nın kendisinin de böyle olayın içinde olması yine hoşuma giden bir detaydı. Özellikle bahsetmek istediğim hikâye ise en sona kalan Madam Gregoriska'nın hikâyesi. Solgunluğu bana bir şeyi hatırlatmadı ama Macarlardan bahsetmeye başladıkları anda bunun ucunun vampirlere dayanacağına emindim, nitekim öyle de oldu. Madam Gregoriska'nın Karpat Dağları'na yaptığı yolculuğun başları bana fazlasıyla Dracula'nın Jonathan Harker'ının yolculuğı gibi hissettirdi. Hikayenin kalanının ise özellikle yazıldığı ve olayların yaşandığı dönem göz önünde bulundurulursa fazlasıyla hoş olduğunu söylemeliyim. Oscar Wilde gibi bir gün Alexandre Dumas'nın da tüm çevrilen eserlerinin kütüphanemde olmasını çok istiyorum. 5/5
Binbir HayaletAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2019891 okunma
8/10
·184 syf.··
2024 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2024 15:46
Dostoyevski'nin kalemine başlamak için en uygun kitabının İnsancıklar olduğunu gördüm çoğu yazıda. Bu yıl mümkün olduğunca her ay birer Dostoyevski kitabı okumak istiyorum. Makar Alekseyeviç ve Varvara Alekseyevna'nın mektupları kimi noktalarda o kadar da ilgimi çekemedi. Onlardan ziyade Pokrovski'nin babası ve Pokrovski'ye takıldım. Yaşlı Pokrovski'yi okuduğumda kitabı gerçekten beğendiğime kanaat getirmiştim. Sonraki sayfalarda Pokrovski'yi okumak da fazlasıyla hoşuma gitti açıkçası. Bölümler ilerlerken kalan son rubleyle içilen kvas ve rehin verilen eşyalar gibi tanıdık Rus edebiyatı ögelerinin bulunması hoşuma gitti. Roman kimi yönleriyle bana Sefiller'i okuyormuşum gibi hissettirdi. Dostoyevski'nin diğer eserlerini de okuduktan sonra İnsancıklar'a döndüğüm zaman, diğer herkesin bu kitapta gördüğünü edebi açıdan görebileceğime inanıyorum.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 201876,8bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2024 3. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2024 10:46
Sosyal medyadaki kimi alıntılar sebebiyle boş vaktim varken ve yanımda başka kitap yokken okumak istemiştim ama hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. Şiir hakkında olması gerekenin yarısı kadar ancak bilgim var ama denk geldiğim birçok şiirle karşılaştırdığımda çıkan sonuç pek iç açıcı değil. Şiirden ziyade aforizmalar gibiydi, hatta sosyal medyadaki çeşitli motivasyon sözlerine benzediğini bile söyleyebilirim. Şairlerimizden sonra hiç de şiir gibi hissettirmedi açıkçası, bitsin diye okuyup geçtim denebilir. Okumasam da olurdu ama bir yanlış anlaşılmayı düzeltmiş oldum kendi çapımda. Puan vermek istemiyorum beğenmediğim için ama verseydim de on üzerinden üç ancak verirdim sanırım.
Milk and HoneyRupi Kaur · Andrews McMeel Publishing · 20159,7bin okunma
Reklam