Yazarın diğer eserlerine göre tercih ettiği sade ve yalın dili sizi kitabın içinde tutuyor. Bi kere kitap kendini hiç sıkmıyor ve merak ettiriyor ki benim için en önemli olan şey.
İlk kısım ikinci kısma göre biraz daha durgundu ama yine de okutturdu. 1980 ortalarında geçen kuyucu Mahmut usta ve kendisine çırak olarak yanına aldığı küçük bey yani Cem. Usta ve çırağın konuşmaları, birbirlerine anlattıkları hikayeler, gittikleri kasabada ki tiyatro çadırı, Cem’in aşık olması ve dönüp dolaşıp kendisini yıllar sonra yine aynı yere getirtecek olan olayın yaşanması ve birinci kısım sonu. İkinci kısma başladığınızda zaten bir an önce bitirmeliyim diyorsunuz. Olaylar aşırı hızlı akıyor. Bu kısımla ilgili ne söylersem söyliyim şuan spolier olacak o yüzden en iyisi siz okuyun :)
Kitabın, içinde çok sık geçen hatta konunun oluşum sebebi olan iki benzer efsaneye uyarlanması gerçekten müthiş olmuş. Kitap “Hayat efsaneyi tekrar eder.” anlayışından yola çıktığı için aslında Cem’in sonunu tahmin edebiliyorsunuz. Ama asıl vuruşu yazar romanın son cümlesinde yapıyor.
Kitabın inceliğini de göz önünde bulundurursak bir çırpıda okuyabileceğiniz bir eser diyebilirim.
Kitapla kalın. Sevgiler.
Merhabalar!
Serenad ve Kardeşimin Hikayesi gibi kitaplardan sonra böyle bir kitap okumak beni biraz hayal kırıklığına uğrattı nedense.
Her okuduğum kitabını öve öve bitiremediğim halde bu eseri çok basit kaçmış gibi diğerlerine göre. Sadece konusunu merak ettiğim için bitirmeye çalıştım.
Tam bir İstanbul hanımı gibi olan Leyla, büyük bir yalının hemen dibindeki küçük bir evde yaşamını sürdürür, mahalleli onu çok sever ve sayar... Yalının eski sahipleri başka birine satınca yalıyı ortalık karışır. Leyla kendini bavuluyla beraber kapının önünde bulur. Leyla’nın çayını ve çorbasını çocukken tatmış olan Yusuf bunu öğrenince çalıştığı gazeteden izin alıp kadını alır ve Cihangir’deki evine götürür. Evde beraber yaşadığı Roxy ve onun hiphopçu arkadaşları da vardır.
Leyla evini geri almaya çalışırken yalıda da ortalık karışmıştır. Çok zengin bir adam olan Ömer biraz pısırıktır. Karısı Necla adamı parmağında oynatır ve uşak olarak iş yapan kayınpederini de evinde istemediğini söyler durur. Ali Yekta Bey bir İstanbul beyefendisir ve varoş gelinini hiç sevmez, sonradan görme olduğunu düşünmektedir. Leyla’nın evini geri almaya çalışması tek merak ettiğim mevzuydu.
Osmanlı’nın yok olması ve Cumhuriyet’e geçiş dönemi zaten sancılı bir olayken Livaneli aşırı abartarak anlatmış çoğu şeyi. Din, iman, modernleşme gibi konular zaten uç noktalar... Kitabı eleştirileri için bir malzeme olarak kullanmış bence. O yüzden o samimiyeti alamadım.
Konu olarak çok güzeldi ve beklediğimden farklı bitti, Livaneli seviyorsanız yine de bir şans verebilirsiniz.