Aslında bu reform, eyaletlerdeki, zaviye ve tekkelerdeki vakıflar aracılığıyla şeyhlerin eline geçmiş olan vesayetin; Fetret Devri ve onu izleyen bunalım dönemlerinde daha da artan miri vakıf ve mülklerin yeniden devlete, yani miri statüsüne dönüştürülmesi anlamına geliyordu. Bu reformu hayata geçirebilmek için, İstanbul’da Fatih Sultan Mehmed gibi mutlak bir otoriteye sahip bir yöneticiye ihtiyaç vardı.
İmparatorluğu yeniden inşa etme yolunda ilerleyen Fatih, çok sayıda sefere girişmişti ve bu seferler büyük bir askerî harcama gerektiriyordu. Bu nedenle, merkezi hazinede devletin ihtiyaçlarını karşılayabilecek yüksek gelirler toplamaya çalışıyordu. Ancak bu, vakıf ve mülk hâline gelmiş toprakların özel kişilerin mülkiyetinden ya da vakıfların elinden alınarak tekrar devlete kazandırılmasıyla mümkündü.