“Amaç, enstitüleri hızla kurup öğretmensiz köylere hızla öğretmen ulaştırmak... Kaytarmacılık neresinde bunun?"
"1943'teyiz! Cumhuriyet kurulalı 20 yıl olmuş. İlk enstitü 1940'ta açıldı. Bu hesapça, köy öğretmeni yetirtişmekte tam on yedi yıl gecikmişiz. Sen şimdi bunu bana “ hız “ diye yutturacaksın. “Çok daha önemli işler vardı. Okuma yazmaya sıra gelmedi”, dersen. 1928'de aldık alfabeyi... Hem de 'eskisi
zordu, bu kolay' diye..."
"Değil mi sakın?"
"Sen alay etmek için sordun ama zarar yok! Ben bu konuda gücüm yettiği kadar alaya koşulmayacağım! Kime göre kolay? Eski yazıyı bilenlere göreyse, değil! Halkı hızla okutmaya göreyse, 1928'den bu yana 20 yıl geçti, okuma yazma bilmeyenler yüzde yetmiş... Yeni harfler kolaydı da, niçin okutulmadı millet? Çünkü köylünün okuma yazmayla görülecek hiçbir işi yok.. O kadar yok ki, öğrenenler bile kısa zamanda unutuyor. Sen şimdi köylü çocuğunu alacaksın, yarım yırtık okutup köye salacaksın!"
"Yok, yarım yırtık! Köy için yeterince..."
"Köy için yeterince' demek, okuma işinde şehirden, kasabadan ayırıyorsun köyü demektir ki, yarım yırtık' sözünü doğrulamak olursa ancak bu kadar olur. 1908'lerde de bu
mesele tıpkı böyle konuşulmuş. O zaman, Bulgar köy okullarıyla ülkücü öğretmenlerine ağzımızın suyu akmış... Ben sıralara yetiştim çiçeği burnunda öğretmen olarak... Köyler
canlandırıp yaşatacak köy okullarıdır' fikrine kim olmaz derse mürteci, vatan millet haini' damgası vuruluyordu. Çok arandı köyü ihya edecek okul tipi... Sonraları anladım ki, böyle
saman alevi gibi parlayışlarımız hep kolaya kaçma huyumuzdanmış.. Kaytarmacılığımızdan... Köye bir bina yapıp bir de öğretmen göndererek bütün zorluklardan kurtulmak. Aklı erenler, ‘olmaz öyle şey’ dediler. Dört süngülü ile koca bir istibdadı deviren inkılapçılar bilmiyorlar ki, köyü
Tıpkı Osmanlı Devleti'nde olduğu gibi, güvenliğin nerede başlayıp nerede bittiğini ve ecdadının tarihte neler yaptığını hakkıyla bilen bir Türkiye devleti yönetimi, tarihin emrini yerine getirmiş ve Suriye'de bir güvenlik koridoru oluşturmak üzere harekete geçmiştir. Zira Osmanlı'dan hiçbir şey öğrenemediysek 'sınır sınırda kalarak korunmaz' dersini öğrenmişizdir.