Rim

Rim
" Gülme, ağlama, nefret etme, sadece anla ". {B. Spinoza}
"İhanetleri yüzünden acı çekmiştim, çünkü uzak bir geçmişte yer alsalar bile, benim için eski değillerdi ; ama eskidiklerinde yani ben onları gözümde artık o kadar net canlandıramadığım zaman, daha az acı çekmeye başladım.Çünkü bir şeyin geçmişteki uzaklığı, aradan geçmiş olan günlerin gerçek mesafesinden çok , o şeye bakan hafızanın görsel gücüyle orantılıdır. Örneğin bir gece önce gördüğümüz bir rüyanın hatırası, belirsizliği ve silikliği yüzünden, yıllar önceki bir olaydan daha uzak bir geçmişteymiş gibi gelebilir bize.Ama Albertine'in öldüğü düşüncesi içimde geliştiği halde, canlı olduğu izleniminin hareketi bu gelişmeleri durdurmasa da engelliyor,düzenli bir gelişmeye fırsat vermiyordu."
Sayfa 110
Duygu/Düşünce
Reklam
Nasıl derin bir kalemsin sen !
& " Bir başka insanla ilişkilerimizde en önemli hata kaynakları, iyi kalpli olmak veya o insanı sevmektir.Bir tebessüm, bir bakış, bir omuz yüzünden aşık oluruz. Bu kadarı yeterlidir ; sonra, umut veya hüzün dolu uzun saatler boyunca bir insan imal eder, bir kişilik yaratırız ve ardından aşık olduğumuz kişiyle görüştüğümüzde karşımıza ne kadar acımasız gerçekler çıkarsa çıksın, o bakışın, o omuzun sahibinden bu iyi yürekli mizacı, bizi seven kadın kişiliğini bir türlü ayıramayız ; gençliğinden beri tanıdığımız bir insan yaşlandığında gençliğini ondan ayıramayışımız gibi...Bu Albertine'in iyi yürekli, merhametli, güzel bakışlarını, tombul yanaklarını, pütürlü boynunu hatırladım.Bir ölünün suretiydi bu, ama o öyle yaşadığı için, hayattaki haliyle yanımda olsa, mutlaka yapacağım şeyi (onu bir gün ahirette bulacak olursam yapacağım şeyi) yaptım derhal, hiç zorluk çekmeden : Onu affettim."
Sayfa 106
Duygu ve Düşünce
Acını paylaşıyorum Marcel ağabey :(
"...iyice kapsamlı olan yanını benden hep gizlemiş,beni uzağında tutmuştu;düşman ülkenin vatandaşı ve casusu olduğunu gizleyen bir kadından daha haince davranmıştı, çünkü casuslar sadece milliyetleri konusunda bizi aldatırlar, oysa Albertine beni insanlığının özü konusunda, sıradan insanlar sınıfına değil onların arasına karışıp gizlenen ve asla erimeyen garip bir ırka ait oluşu konusunda aldatmıştı."
Sayfa 103
Duygu ve Düşünce
& Yahudiler, Tanrı elçisinin katına gelerek ondan yer ve göklerin yaratılışı hakkında sordular.Peygamber : Tanrı, yeri pazar ve pazartesi günleri yarattı, dağları ve mahlukları için faydalı olan nesneleri salı günü, ağaçları, suyu, şehirleri, mamure ve harabeleri çarşamba günü yarattı.İşte bu dört gün içinde bu varlıklar yaratılmıştır. Yüce Tanrı kitabında şöyle diyor :"De ki, yeri iki günde yaradan Tanrı'yı mı inkar ediyorsunuz ? Ona mı ortaklar katıyorsunuz ? Halbuki o bütün alemlerin rabbidir.O Tanrı ki yerin üstündeki yüksek dağları yarattı, yeri hayırlı ve bereketli kıldı, yerde herkesin ve her mahlûkun rızkını tayin ve takdir etti.Bunları tam dört günde tamamladı, işte soranlara doğru cevap budur" (Fussilet 9,10,11) Allah Resulü sözüne devam edip dedi ki :"Perşembe günü göğü, cuma günü yıldızları, güneşi ve ayı,melekleri yarattı.Bunları cuma gününün sona ermesine üç saat kala tamamladı.Bu kalan üç saatin birinci saatinde yaşayacak ve ölecek kimselerin ömürlerini takdir etti, ikinci saatinde mahlukların istifade edecekleri maddelere dokunacak afetleri yarattı, üçüncü saatinde Adem'i yarattı onu cennete yerleştirdi.İblis'e Adem'e secde etmesini emretti.O emri yerine getirmeye yanaşmadığı için son saatte cennetten sürüldü, diye sözünü bitirdiğinde Yahudiler :Ey Muhammed! Tanrı bundan sonra ne yaptı, diye sordular.Allah Resulü bundan sonra arşı üzerine çıktı, cevabında bulundu. Yahudiler sözünü tamamlar isen isabet etmiş olursun. Tanrı bundan sonra istirahat etti, dediler.Allah Resulü bu sözlerinden dolayı onlara çok darıldı.Bu münasebetle şu ayet indi: "Biz gökleri ve yeri, yer ile gök arasındaki bütün mahlukları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk ârız olmadı."(Kaf 38)
Sayfa 76
Din
Beni Anlamayışına
Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere Her gece ışığını ruhumdan alacaksın Aldanma gururunu okşayan çiçeklere En güzel güllerini ruhumla alacaksın Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi
Edebiyat
Reklam