Rim

Rim
" Gülme, ağlama, nefret etme, sadece anla ". {B. Spinoza}
" Albertine'in kızarıp kızarmadığını hatırlayamıyordum ; hatırlayamıyordum, çünkü çoğu kez bir insanın bizim hiç dikkat etmediğimiz bir andaki tepkisini, konuşmamızı tekrar düşündüğümüzde can alıcı bir noktayı aydınlatacak olan tavrını ancak aradan çok uzun zaman geçtikten sonra merak ederiz. "
Sayfa 88
Duygu ve Düşünce
Reklam
' En sıradan nesnelere bile bir büyü ve esrar kazandıran tek şey sanat değildir ; nesnelerle aramızda mahrem bir ilişki yaratma gücüne ıstırap da sahiptir. ... Aşka ait bir izlenim, hayatın diğer izlenimleriyle orantısızdır ama diğer izlenimlerin arasında kaybolmuşken onu fark edemeyiz.Bir katedralin kendine has ısrarlı ve saf yüksekliği, aşağıdan sokağın gürültüsü, komşu evlerin karmaşası içinde değil, uzaktan bir tepenin yamaçlarından, kentin gözden kaybolduğu veya sadece toprak hizasında karışık bir kütle halinde görüldüğü bir mesafeden, yalnızlığın ve akşamın getirdiği içe dönüşle değerlendirilebilir ancak...
Sayfa 73
Duygu ve Düşünce
İsra 36-37.ayetler
" Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar. " " Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin ."
Din İslam
Dürtme İçimdeki Narı...
O büyük ve muazzam zamanda unuttum. Kanatlarım çok oldu üşüyor benim. Bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor Bu yüzden eğik boynum. Bir kuşun anısı kalmış bende, saklı Bundan gözlerimdeki kayalık, İçimdeki serseri buzullar Dürtme içimdeki nârı Üstümde beyaz gömlek var. Birhan Keskin
Edebiyat
# Filozoflar nesnelerin doğasına içkin ve onların formlarında taşınan bir gaye olduğunu düşünmüştür. Oysa kelamcılar, nesnenin kendisinde alametleri görünebilecek ama esas itibarıyla Tanrı'nın iradesi olarak taayyün eden bir gaye olduğunu düşünmüştür. Gayeliligin her iki açıklaması da nesnenin oluşum süreçlerinin bilgisinin, bizzat nesneyi öncelediğini varsayar.Yani kelamcılar, filozoflar ve sufiler ayrıntıda farklılaşmakla birlikte her oluşun olmazdan önce bilgisinin sabit olduğunu ve oluşun bu bilgi doğrultusunda meydana geldiğini düşünürler.Fakat bu bilginin nesnenin sabit bir özüne tekabül edip etmeyeceği hususunda İslam düşünce gelenekleri hemfikir değildir. Nesneyi önceleyen ve nesne tahakkuk ettiğinde varlığa gelen sabit bir öz olduğu fikrinin en radikal savunucusu mâdumun şeyliği görüşünü benimseyen Mutezile kelamcılarıyla â'yân-ı sâbite görüşünü benimseyen Vahdet -i vücutçu sûfilerdir.Belki şeylerin tabiatları olduğunu düşünem Bağdat Mutezile ekolünü de bu gruba dahil edebiliriz.Basra Mutezilesi kelamcılarının bir kısmı, yaratılan her bir nesnenin yoklukta bir şeyliğinin sabit olduğunu ve yaratma dediğimiz hadisenin yoklukta sabit olan bu öze varlık vermekten ibaret olduğunu iddia etmiştir.Dolayısıyla bunlara göre nesnelerin bireysel özleri, ilahî müdahaleye dahi kapalıdır ve hiçbir şekilde hakikatler değiştirilemez. İbnü'l Arâbi ve takipçileri ise varoluşa gelen her şeyin ilahi ilimde ezeli bir hakikate sahip olduğunu iddia eder.Bu ezeli hakikatlere a'yân-ı sabite yani sabit ve değişmez hakikatler adı verilir.Mutezile kelamcılarına benzer şekilde İbnü'l Arabî ve takipçileri de yaratma denilen, Allah'ın ilminde ezelden ebede değişmeden bulunan bu hakikate varlık vermekten ibaret olduğunu iddia etmiştir.Dolayısıyla bunlara göre nesnelerin
Sayfa 32
Felsefe