Denizi huzur içinde izlemek istiyorum," dedi. "O barbar- ca gürültü sürerken izlemek ne mümkün."
"Ama güzeldi. Ayrıca ben izlemek istemiyorum." "Ama ben istiyorum," diyerek ısrar etti. "Kendimi sanki...
tereddüt etti, kendini ifade edecek sözcükleri arıyordu, "de. mek istediğim, daha çok kendim oluyorum sanki. Daha çok kendi başıma, tamamen başka bir şeyin parçası olmaktan çı kıyorum. Salt toplumsal gövdenin bir hücresi olmaktan kur- tuluyorum. Sana da böyle hissettirmiyor mu, Lenina?"
Ama Lenina ağlıyordu. "Korkunç, korkunç," diye tekrarlı- yordu. "Nasıl böyle toplumsal gövdenin bir parçası olmama- yı istemekten söz edebiliyorsun? Sonuçta, herkes herkes için çalışır. Hiç kimseden vazgeçemeyiz. Epsilonlar bile..."
"Evet, biliyorum," dedi Bernard alaycı bir tonla "Epsilon lar bile faydalıdır! Ben bile faydalıyım. Keşke olmasaydım! Kutsal şeylere saygısızlığı Lenina'yı çok şaşırtmıştı. "Ber nard!" diyerek şaşkınlık ve ıstırap dolu bir sesle kınadı. "Nasıl böyle yaparsın?"
Değişik bir tonla, "Nasıl yaparım?" diye tekrarladı düşün- ce içinde. "Hayır, asıl sorun şu: Nasıl olur da yapamam ya da daha doğrusu -çünkü sonuçta, niye yapamayacağımı biliyo- rum- yapabilseydim ne olurdu, özgür olsaydım; şartlandırıl- mam beni köleleştirmeseydi."
"Fakat, Bernard, sen korkunç şeyler söylüyorsun."
"Özgür olmak istemez miydin, Lenina?"
"Ne demek istediğini anlamıyorum. Ben özgürüm. Zama- nımı keyifli geçirmek konusunda özgürüm. Şimdilerde herkes mutlu."
Bernard güldü, "Evet, 'Şimdilerde herkes mutlu. Çocukla ra beş yaşında öğretiyoruz bunu. Ama başka bir şekilde mutlu olmak istemez miydin, Lenina? Başkaları gibi değil, kendi istediğin gibi."