Hakan Sarıpolat'ın ikinci öykü kitabı "Şehri Terk Eden", ilk kitap "Cıs"a yakın mekânlarda hikâye kovalayan bir çalışma. "Cıs", ikinci kitabım nasıl olacak korkusunu yaşamamanın zor olduğu türden bir ilk kitaptı. Tutturulan lezzet ve tad, yakalanmış olan çıta bu ikinci kitap korkusunun abartı olmamasını son derece kolay bir şekilde mümkün kılıyordu.
"Şehri Terk Eden"de 7 öykü "Cıs"a yakın yerlerde dolaşıyor evet, ama aynı zamanda o yerlerden uzaklara doğru da uzanıyor, yeni öyküler anlatmayı da deniyor. Kendi adıma kitabın birden fazla tad ve lezzet yaratmaya ve damağımızda bu işareti, izi bırakmaya çalıştığını düşünüyorum. Sonuç: Hakan'ın kaleminin öykü anlatmak anlamında değil ama atmosfer kurmak anlamında bazı hikâyelerde çok daha iyi olduğunu ve bu hikâyelerin "Cıs"a yakın öyküler olduğunu söylemem gerek, elbette kendi adıma.
Açılış öykümüzde bizi şaşırtan yazar, sıradışı öyküsünü son derece doğal, olağan bir şekilde anlatıyor ki bu, yanlış hatırlamıyorsam "Cıs"ta da vardı. Eğer bir yabancılama, yabancılaşma hissi varsa burada, mis gibi yaşıyoruz bunu. İkinci öykümüz "Nenegeyik"te Hakan atmosfer olarak ilk öyküde görmediğimiz derecede güzel, etkileyici bir tablo koyuyor önümüze. Oldukça iyi bir öykü bu, çok iyi. Kitapta bu öykü dışında yine atmosferiyle insana kendini tuhaf hissetirmeyi başarabilen "Oğuz Abi'nin En Zor Sorusu" adlı öykü de basit kaçabilecek, etkisi hafif kalabilecek akışını etkileyici kılmayı başarabiliyor kesinlikle.
Kitabın en iyi öyküsü "Gölge", hem kitaptaki en uzun öykü, hem de kitabın kapanış öyküsü. Yazarımız nispeten daha kısa öykülerinde kendine ait mekânlarda, öykü alemlerinde geze dolaşa bizi peşinden sürüklerken "Gölge"de artık en net şekilde ürkütücü ve edebi olanın da korkuya en yakın durduğu yerlerde bir kâbus öyküsü anlatıyor.