Ez nikarim derdê xwe ji kesekî re bibejim, herkes min ji pola, ji hesin dizane, herkes min mina makîneyeke tekûz dihesibîne...
“Derdimi kimseye anlatamıyorum, Herkes beni çelikten, demirden sanıyor, kusursuz bir makine olduğumu düşünüyorlar..”
Aslında biz bu yaşamın güzel olduğunu düşünmüyorduk bile artık; o kadar alışmıştık ki, yaşayıp gidiyorduk işte. İnsan her gün gördüğü denizin, evinin önündeki kayanın üstüne konan martının güzel olduğunu düşünmez. İki tarafı ağaçlıklı toprak yoldan yürürken, tepede buluşup birbirine girmiş olan dalların nasıl bir gölgelik yarattığını, akşamsefalarının bir mucize gibi birden açıverdiği bahçelerdeki alçak sesli sohbetleri, bazı evlerden belli belirsiz duyulan aşk fısıltılarını da.